Cumhuriyet Gazetesi’nin 18 yazar ve yöneticisinin yargılandığı davanın 8. duruşması ikinci gününde Silivri Cezaevi’nin karşısında bulunan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen dava kapsamında Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, 541 gündür tutuklu bulunuyor.

Gazetenin yayın politikasının da suçlama konusu edildiği davanın son duruşmasında Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabir Ahmet Şık tahliye edilmişti. Mahkeme Başkanı Orkun Dağ, “Gemiyi en son kaptanlar terk eder” diyerek Atalay’ın tutukluluğunun devamına hükmetmişti. Davanın bugünkü duruşmasına çağrı yapan sosyal medya kullanıcıları, “Kaptanı da alıp döneceğiz” paylaşımlarında bulunmuştu.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülen Cumhuriyet Davası’nın duruşması Silivri Cezaevi duruşma salonunda ikinci gününde devam ediyor.

Duruşmada ikinci gün

Ahmet Şık: Bu daha başlangıç diyerek başlıyorum. Siyaset, bürokrasi ve medyanın kimi mensuplarından oluşan bir çetenin hayata geçirdiği bu komplonun amacı en başından beri belliydi. Tüm yaşamı boyunca hukuksuzlukların hak ihlallerinin karşısında duranlar adına ilk günden bu yana söylediğimizi tekrarlayarak bu çeteye ve benzerlerine hak ettiği yanıtı verelim o halde: Asıl siz teslim olun.

Emre İper: Benim son sözümü Aşık Veysel söylemiş: “Hakikat yok hürriyet var bu yolda.”

Mustafa Kemal Güngör: Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılmış demektir. Aylardır yapılan bu haksızlığa son verin.

Ahmet Kemal Aydoğdu: En çok özlem duygusu ağır basıyor. Kızıma olan özlemime son verin.

Orhan Erinç: Son sözümü avukatlarımız için söyleyeceğim. Onlara çok teşekkür ediyorum

Bülent Yener: Son sözüm yok!

Hikmet Çetinkaya: Fethullah Gülen’in kim olduğunu ve amacını Cumhuriyet gazetesinde yıllarca yazdım. Gülen’e yardım etmekle suçlanıyorum ve hepsini reddediyorum. Gazetecilik suç değildir. Asıl suç şeriat düzeni kurmak istemektir.

Aydın Engin: Bana sizde James Bond ruhu var demiştiniz, ben bunu iltifat olarak anlamıştım. Ama düşündüm ki o majesteleri adına çalışıyordu, ben halk adına çalışıyorum. Burada halkın haber alma özgürlüğü yargılanıyor. Size de halkın haber alma hakkını savunmak düşüyor, zor bir görev, size yardımcı olamayacağım, tek başınıza yapacaksınız. Hoşçakalın.

Turhan Günay: Gazetecilik suç değildir.

Murat Sabuncu: Özgürlük çok güzel bir şey, insan değerini kaybedince anlıyor. Cumhuriyet gazetesi de gazeteciler de her koşulda doğruları söyler ve hep böyle yaptık. Gazetecilik suç değildir.

16.50- Güray Öz: Bu davada gazetecilik yargılanıyor; ki bu zor bir iştir. #Cumhuriyet gazetesini terör örgütüyle ve FETÖ’cülükle suçlamak insan aklıyla alay etmektir. Umarım böyle yapmazsınız. Çünkü bu aydınlara yakışmaz.

16.42 – Kadri Gürsel’in son sözü: Gazeteci olduğumuz için tutuklandık. Önümüze çürük, boş ve mesnetsiz bir iddianame geldi. Uzun tutukuluk bir infaza dönüştü. Adil yargılanma hakkımız ihlal edildi. Savunmamda mesleğimi savundum ve bana göre saçma olan iddialara cevap verdim. Şimdi siz zor bir karar vereceksiniz. Çünkü içinde hiçbir delil olmayan dosyalara bakarak karar vereceksiniz. Demek oluyor ki aklınıza ve vicdanınıza sığınarak karar vereceksiniz. Böyle yapacağınıza dair inancım var, bu inancım nedeniyle pişman olmak istemiyorum. Biz buradan başımız dik olarak gideceğiz ve mesleğimizi yapmaya devam edeceğiz. Ben ve tüm arkadaşlarım için beraat talep ediyorum.

16.38 – Sanık meslektaşlarımızın son sözlerine geçildi. İlk olarak Akın Atalay söz aldı: Heyetin kararı ne olursa olsun bilinmesini isteriz ki Cumhuriyet gazetesi ve biz Cumhuriyetçiler kötülüğe karşı direnmekten asla vazgeçmeyeceğiz

16.00 – Avukat Fikret İlkiz, savunmasına başladı. İlkiz’in beyanlarından satır başları şöyle:

İddianamenin 26. sayfasında genel bilgi veriyorsunuz FETÖ hakkında. Elbette verirsiniz. Biz Cumhuriyet olarak, bulduğunuz bu genel bilgileri tüm Türkiye’ye anlattık. O zaman ‘Hoca efendi böyle işler yapmaz’dı, Cumhuriyet mahkum edildi. Biz Kestanepazarı imamının ne kadar tehlikeli olduğunu yazdık, anlattık. O zaman yargıladığınız Cumhuriyet’i meğer öyle seviyormuşsunuz ki şimdi o döneme geri dönelim diyorsunuz. Cumhuriyet yazar ve gazetecilerine beslediğiniz hırsı tüm gazeteye yönelttiniz. Biz 31 Ekim’den beri bunlara gerekli yanıtları vermeye calıştık. Araç olarak kullanılmışız. Ne zaman anladınız? 2013? 2014? 2015? Niye bizi o zaman yargılamadınız? AİHM kararlarını bilmiyorsunuz, çünkü siz diyorsunuz ki ‘Her özgürlüğü başkasını ihlal ettiğini düşündüğüm yerde sınırlarım. Basın özgürlüğü dahil.” Bu yanlış. Siz 1982 anayasasının 13. maddesindeki temel görüşe geri dönüyorsunuz. Savunduğunuz görüş, anayasadaki tüm temel hak ve özgürlükleri sınırlayan 13. maddedir, oraya dönüyorsunuz. Her hak ve özgürlüğün sınırını, ait olduğu hak ve özgürlükler kendisi çizer. Basın/ifade özgürlüğü, devletin özgürlükleriyle sınırlandırılamaz. Ceza hukuku cezalandırma hukuku olmaktan çıkarılmalıdır. Bu Nazi hukukundan alınmadır, kalmadır ve artık aşılmalıdır. Bu iddianameye göre açılan dava, davaya konu olan suçlamalar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 17. maddesinin ihlalidir. Suçlama delil değildir.

Biz Cumhuriyet olarak, yayın yönetmeni Murat Sabuncu’nun dediği gibi hareket ederiz: Gerçekleri ortaya sermenin ne tür bir iş olduğunu biliriz, ama bu memleket aşkıdır, gerekirse yargılanır ve mahkum oluruz. Bize Ahmet Şık dün savunması sırasında hatırlattı. “Ben Ergenekoncu ve hapisteyken” dedi, “Ben FETÖ diye bu davanın sanığı ve hapisteyken” dedi. Bize ve herkese yaşattığınız bir hapishane gerçeği var. Davada iki tutuklu avukat Akın Atalay ve Bülent Utku (şimdi serbest) aynı zamanda Ahmet Şık’ın avukatıydı. Biz dışarıda kalan iki avukat olarak savunma yapmak zorundayız dedik. Bu, sadece gazetecilerin değil avukatların ve savunmanın da yargılandığı bir dava. Ahmet Şık için OdaTv davasının sonunda yaptığımız savunmayı, bu davanın savunmasının sonunda da tekrarlamak zorunda kalıyoruz: Biz soruyoruz, itham ediyoruz ve suçluyoruz. Akın Atalay’ın hala cezaevi koşullarında tutulmasına ilişkin itiraz etmek istiyoruz. Türkiye’nin alnına kara bir leke sürülmektedir. Bu suçlamalar hiçbir hukuki nitelik taşımamaktadır. Bu davada gazetecilerin gazeteci, avukatların avukat olması suçtur. Cumhuriyet’in gazete olması suçtur. Cumhuriyeti ayakta tutma çabaları suçtur.

14.45 – Avukat Tora Pekin, savunmasına başladı. Pekin’in beyanlarından satır başları şöyle:

Muhabir ve yazarlarımıza açılan ceza davalarında anormal bir artış var, her şeye dava acılıyor, ‘haber de mi yaptırmayacaklar’ diye konuşuyorduk. Ama gelip bizi üç ayrı terör örgütüne yardımla suçlayacakları bütün gazeteyi tutuklayıp götürecekleri hic aklımızda yoktu. 24 Temmuz’dan bugüne iddianameden, bu suçlamalardan geriye hiçbir şey kalmadı. ’10 bin sayfa çöp’ demiştik, az demişiz. Ve o kadar çok, o kadar ayrıntılı anlatık ki! Ve üstelik beraat gibi bir düşünce aklımızın kıyısında olmadığı halde hâlâ da anlatıyoruz. Sanırım gerçeğe duyulan inançla ilgili bir iş bu. Başka türlü açıklayamıyorum. Arşiv yalan söylemez ve biz galiba aslında artık sadece arşive konuşuyoruz. Dava konusu, savcılığın ifadesiyle, bir bütün halinde iddianameye konan haber, yazı, açıklama gibi, paylaşım gibi yayınlar yapmak. Ama savcılığın yapmaktan en çok kaçındığı şey de “bunlar nedir?” diye bakmak. Hangi yayın, hangi ifade, niçin hukuka aykırı? Bununla teröre yardım suçu nasıl işleniyor? Bu yok. Savcılık bu incelmeyi asla yapmıyor. Nedeni de çok açık. Yaptığı anda bunların hiçbirinde gazetecilik dışında bir şey görülmeyecek. Tek bir haberimizde, yayınımızda şiddeti öven, öneren, ifade özgürlüğüne müdahale gerektiren tek kelime gösteremeyeceksiniz. Çünkü yok! İddianamede ve esas hakkında mütaalada getirilen suçlamalara bu perspektiften bakmanızı istiyoruz.

Birinci temel ayrım, doğrudan siyasal iktidarı eleştiren yayınlar. Asıl ağırlık burada. Savcılık haber niteliği taşıyan güncel olaylara ilişkin, tümü doğru haberlerimizi yıllar sonra topluca suçlama konusu yaptı. Tüm dosyaya rengini veren soruşturmayı ve davayı siyasi bir davaya dönüştüren temel unsur da kanımca bu. Nitekim o haberlerin sonucunu söyleyince mesele hemen anlaşılacak.

Birincisi 17-25 Aralık süreciyle ilgili yayınlar, ikincisi de MİT TIR’larıyla ilgili yayınlar.
Her ikisi de hiç kuşkusuz son dönemde kamuouyunun en çok ilgisini çekmiş konuların başında geliyor. Ama bunların konşulması iktidarın aleyhine. Öyleyse suç!

Savcılğın suçlamasının mantığı bu kadar yalın bu kadar çıplak. Savcılıkla aramızdaki temel farklardan biri bu: Biz bilmek istiyor,  bilmenin ve bilgiyi yaymanın hakkımız olduğunu savunuyoruz. Savcılık  bilmek istemiyor ve bilmemizi de istemiyor. Yayınlarla ilgili ikinci temel ayrım, Kürt sorununa ilişkin haber ve röportajlar. Savcılığın akıl almaz mantığına göre Cumhuriyet gazetesi, yine savcılığın tanımıyla “ulusalcı, devletçi ve gelenekçi” bir gazete olduğu için Kürt sorunuyla ilgili eleştirel yayın yapamaz. Suçlama bu kadar basit ve o oranda sığ ve dayanıksız. AİHM ve Anayasa Mahkemesi ve artık Yargıtay da diyor ya “ifade özgürlüğü rahatsız edici, yok eden düşüncelerin açıklamasını da kapsar”, bunu aslında tam olarak savcılık makamına söylüyor.

Terör örgütlerine yardım suçlamalarında göz önünde bulundurulması zorunlu ölçütleri, AİHM sayısız kararında dile getirmiştir. Gerçekte savcılığın iddianamede belirttiği sözleşme madde 10 kapsamında AİHM kararlarında açıkca yazılı: Bir yayın terör örgütlerinin propagandası sayılabilmesi için kanlı bir intikamı teşvik ettiğinin görülmesi gerekir.

Tekrar altını çiziyoruz: Ne Cumhuriyet gazetesinin yayınlarında ne de müvekkillerin herhangi bir açıklamasında değil kanlı bir intikamın teşvik edilmesi, en ufak bir şiddet övgüsü dahi bulamazsınız, gösteremezsiniz. Savcılık böyle bir iddiada bulunuyorsa kanıtlamak zorundadır.

İddianamedeki röportajların çatışmasız dönemde yapıldığını, sadece Cumhuriyet’in değil, hemen tüm gazetelerin benzer röportajlara yer verdiğini 24-28 Temmuz duruşmalarında açıklamış, “Onlar yapınca gazetecilik, Cumhuriyet yapınca teröre yardım, öyle mi?” diye sormuştuk.

Üstelik yayımlandığı dönemde suç oluşturmadığı bilinen,bu nedenle basın savcılarının ilgisini çekmeyen haberler zaman geçtikten, zemin değiştikten sonra suçlama konusu yapılmaktadır. 4 aylık dava açma süresinin amaçlarından biri böyle keyfi suçlamalara karşı gazeteciyi korumaktır.

Üçüncü temel ayrım, 15 Temmuz öncesi ve sonrası yapılan yayınlar. 15 Temmuz öncesi yapılan yayınların darbeciler lehinde algı yaratıldığı ileri sürülmektedir. Siyasal eleştiri bile denemeyecek bu gülünç iddiayı 24-28 Temmuz arasında çok ayrıntılı yanıtlamıştık. Atıf yapmakla yetiniyorum. 15 Temmuz sonrasına ilişkin savcılığın verdigi örnekler ise savcılığın doğrudan siyaset yapmaktan çekinmediği haberler. Haberlerde gerçeğe aykırı tek bir bilgi yok. Savcılığın bu haberlere yorumu ise tümüyle siyasi olup hiçbir hukuksallık içermemekte. Ama daha önce söylemiştik asıl ilginç olan ise savcılığın bu soruşturmayla, cadı avının başlamış olduğunu bizzat kendisinin teyit etmesi ve kendisini bu ava dahil etmesidir. Evet cadı avıdır bunun adı.

Her gün onlarca, her yıl binlerce haber yapan gazeteye sadece iki yayın nedeniyle DHKP-C’ye yardım suçlaması yöneltiliyor mesela. İkisi de görev başında katledilen Savcı Mehmet Selim Kiraz olayıyla ilgili: Biri bir fotoğraf, digeri röportaj. Savcı Kiraz’ın önce rehin alınıp sonra şehit edildiği güne ilişkin haber Cumhuriyet’te ‘Karanlığa Girdiğimiz Gün’ başlığıyla verilmiştir. Gerek bu başlıkta, gerek haberde, gerek başyazıda, gerek köşe yazılarında hem şiddete dayalı eylem biçimi eleştirilmiş, hem de gelecekte Türkiyeyi bekleyen tehlikeye dikkat çekilmiştir. Ne şiddet övgüsü/çağrısı vardır, ne de terör örgütü propagandası anlamına gelecek bir yayın söz konusudur. Savcılık ise hem bu fotoğrafı hem de daha önce kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilen Ahmet Şık roportajını DHKP-C terör örgütüne yardımın kanıtı olarak sunmaktadır. 30 yıllık meslek yaşamında tek bir haberi mahkûm olmamış Ahmet Şık’ı da bir daha tutuklamak amaçlandı. Oysa, somut olgular dahi bu suçlamanın yanlışlığını ortaya koymaya yeterli. Haberlerde şiddete özgü ya da örgüt propagandası anlamına gelecek tek bir yan yoktur.

Teröre yardımın kanıtı olarak sunulan fotoğraf sadece Cumhuriyet’te değil 8 ulusal gazetede daha yayınlandı. Yayınlayan 9 gazeteden, 18 gazeteciye tek bir dava açıldı ve dilekçemizin 2. bölümünde açıkladığımız üzere bu dava için de düşme kararı verildi, karar kesinleşti.

3 yıl geçtikten sonra bunun tekrar suçlama konusu yapılması ‘aynı suçtan dolayı iki kere yargılıma yapılamaz’ kuralına aykırıdır. Müvekkil Ahmet Şık’ın ‘Bu Mecbur Bırakıldığımız Bir Eylem’, başlığıyla verilen röportaj ise ‘koğusturmaya gerek yok’ ile sonuçlanmış bir yayındır. Yargılama sürerken Anayasa Mahkemesi’nden iki karar aldık: Biri malum müvekkiliimiz Turhan Günay’ın tutuklulugunun keyfi olduğunu söyleyen karar. İkinci karar 2014’te Cumhuriyet adına yaptığımız bir başvurunun kararı. Bu dosyayla ilgisini taktirinize sunacağım. Tarihlere baktığınız zaman iddianameyi bir kez daha yalancı çıkarmamızı sağlayacağı için önemli. Bizim 2014’te yaptığımız basvurunun konusu ne? Fethullah Gülen’in gazeteye açıp kazandığı bir manevi tazminat davası. Bana AYM’ye git talimatını veren kim? (…) Gazetenin imtiyaz sahibi Orhan Erinç. Gazetenin hukuk muşaviri Avukat Akın Atalay. O tarihte her ne kadar AKP-Gülen iktidar kavgası başlamışsa da henüz ortada FETÖ-PDY kavramı olmadığı gibi, Gülenci savcı ve yargıçlar tüm yargı birimlerinde çok güçlüler. Cumhuriyet de yıllardır oldugu gibi sürekli Fettullah Gülen’in ya da destekçilerinin açtıkları davalarla uğraşıyor. Bazen kazanıyoruz, bazen kaybediyoruz ama Gülen’e karşı ciddi bir koruma kalkanı olduğunu da görüyoruz. O zaman dedik ki ‘madem AYM’ye bireysel başvuru yolu açıldı, bakalım en yüksek mahkeme ne diyecek’. Acaba 2018’den beş yıl öncesine 2013’e bakarak Cumhuriyet’te Fettullah Gülen örgütünün izini bulan savcılık, gerçekten 2013’teyken ne yapıyormuş? İlk celsede üstadım Bülent Utku duruşma savcımızın imzasını taşıyan bir iddianame sunmuştu. Ben de benzer içerikte ama farklı bir iddianame sunacağım. Öyle bir dava ki bu, şikayetçi ve katılan mağdur Fettullah Gülen, diğer mağdur Recep Tayyip Erdoğan. Sanık ise Orhan Bursalı. Suçlama konusu tek cümle. Bursalı’nın Balyoz Davası için söylediği ‘RTE-FG iktidarı ortaklaşa bu siyasi sahtekarlığı tezgahladı’ cümlesi. Savcı Bölükbaşı, Cumhuriyet’e 2013’te FETÖ el koydu diyor ama gerçekte andığım bu soruşturma nedeniyle bizzat kendisi tanık. Cumhuriyet suç tarihi olarak gösterilen 2013’te ve sonrasında Gülen’in hedefinde. Sayın savcı biliyor, görüyor. Savcı bey 2013’te bizi Gülen’e hakaret etmekle suçluyordu. Bugün Gülen’in gazeteye el koyduğunu iddia ediyor, bu suç şebekesine yardımdan ceza istiyor. Kim inanır buna? Siz inanıyor musunuz? Biz dün neredeysek bugün de oradayız. Orası da gazetecilik. Buna ancak saygı duyulabilir kanaatindeyim.

14.30 – Cumhuriyet Davası’nın karar duruşması, verilen aranın ardından devam ediyor. Avukat Abdullah Işık, savunmaya başladı. Işık’ın beyanlarından satır başları şöyle:

“Yargılama boyunca yaşanan adil yargılama ihlallerinden bahsedeceğim. Gizli bilirkişiden bahsediliyor. Hukuk tarihinde olmayan bir usulsuzluk var. Tam bir yıl sonra raporları kimlerin yazdığını öğrendik. Ahmet Keçeci olduğunu öğrendik.”

12.55 – Duruşmaya bir saat ara verildi.

12.10 – Avukat Duygun Yarsuvat, savunmasını tamamladı. Yarsuvat’ın ardından Avukat Bahri Belen konuşmaya başladı. Belen’in beyanlarından satır başları şöyle:

Biz ortak bir savunma hazırladık ve size teslim edeceğiz, içinde fihrist var. Ben ve benden sonra savunma yapacak meslektaşlarım bu fihristte yer alan maddeleri özetleyerek sunmaya çalışacağız. Eğer bir ülkede ceza muhakeme usulü evrensel nitelikte yazılmadıysa o ülkede kişi güvenliği/hukuku ile huzur/güvenlik yoktur. Beyanları iddianameye dayanak yapılan kişiler ve koğuşturma sırasında dinlenen tanıklarla  ilgili bir şema sunmak istiyorum. Ceza yargılaması sürecinde deliller doğrudan ya da tarihi dellilerdir, Ben şimdi burada tarihi delillerden beyanlar ve belgeler arasında küçük bir kıyaslama yaparak dosyamızdaki soruşturma ve koğuşturma evresindeki tanık beyanlarını değerlendirmek isterim. Dosyaya baktığımızda bu beyanlar ve özellikle tanık beyanları konusunda nerede bulduğumuzu ve bu tanık beyanlarının neleri ispat ettiği ya da ispat etmek istediğini anlamaya çalışıyorum.

Sanıkların birlikte hareket etmek suretiyle TC devletinin egemenlik ve toprak bütünlüğü ile milletin huzur ve güvenliğini tehdit eden PKK/KCK, DHKP-C ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütlerinin amaç ve hedeflerine hizmet edecek şekilde, yine TC Devleti ve Hükümetini gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda itibarsızlaştırmak, IŞİD gibi terör örgütlerine yardım ettiği, desteklediği algısı yaratmak suretiyle uluslararası yargı organları nezdinde hukuki ve cezai sorumluluk altına sokmak amaç ve kastı ile bir bütün halinde yukarıda belirtilen haber, yazı, açıklama, paylaşım gibi yayınlar yapmak. Hem sanıklar hem de biz avukatlar önemli bir olguya işaret etmek istedik. “Bu siyasi bir dava, basın ve ifade özgürlüğü kriminalize ediliyor. Cumhuriyet ve muhalif gazetelere gözdağı için açılmıştır” dedik. Ama savcılığın başka bir saiki var. O da TC hükümetini itibarsızlaştırmak, IŞİD’e yardım ettiği algısı yaratarak hukuki sorumluluk altına sokmak. Peki tanık beyanları işe yarar mı, ya da ne işe yarar? AİHM diyor ki bir kararında “Hükümetlerin eleştirilmesi ve milli çıkarları zedeleyecek bilgilerin paylaşılması, terör örgütlerine yardım edilmesi gibi ağır suçları doğurmaz.” AİHM Cumhuriyet ile ilgili henüz bir karar vermedi. Şahin Alpay kararı var.

Huzurda dinlenen tanık beyanlarında müvekkillerimizin farklı bir yayın politikası izlediğini söyleyenler ve bunun vakıf yönetimi değişiminden sonra yapıldığını söyleyenler oldu, ama burada kimse silahlı bir örgütün üyesi olarak bunun yapıldığını söylemedi. Yayın politikası nedeniyle kendisine haksızlık yapıldığını söyleyenler bu gazeteyi okumaz ama kimse -ne İnan Kıraç ne de Alev Coşkun- burada yargılananların bir silahlı örgüte üye olduğunu iddia etmedi. Mehmet Faraç ile ilgili değerlendirmeyi yaptık, gazete ile davalı olduğunu söyledik. Tora (Av. Tora Pekin) çok nazik olduğu için sebebini söylemedi ama Fikret İlkiz aslında şahsın bir kadına şiddet uyguladığı için başka bir binaya gönderildiğini açıkladı.

10.50 – Mahkeme heyeti yerini aldı. Duruşma Avukat Duygun Yarsuvat’ın savunmasıyla başladı. Yarsuvat’ın savunmasından satır başları şöyle:

Sıradan bir dava değil bu dava siyasi niteliktedir. Neden? Çünkü hukuk dışında her şey var bu davada. Ceza hukuku prensipleriyle halledebileceğimiz hiçbir şey bu iddianamede yer almamaktadır. Cumhuriyet gazetesini susturmak için hukuk bu davaya alet edilmiştir. Bu dava soruşturma safhasından başlamıştır. Dosyanın içeriğine baktığımızda “reesen soruşturma başlatma tutanağı”nda bir keyfilik görüyorsunuz. 18.07.2016 tarihini taşımasına rağmen 7’nin üstü çizilip 8 yapılmış ve paraflanmıştır. Bilirkişi Ünal Aldemir, Tayyip Erdoğan hayranıdır. Ardeşen Yuksek Okulu’nda okutmandır. Aldemir’in kim oldugunu interenete girdiğiniz zaman görebilirsiniz. Bu bilirkişi açık kaynaklardan bilgi toplamış, polisin görevi olan, bir polis görevlisi olarak iftiharla 10 gün içinde bu raporu hazırladığını söylemiştir. Bilgisayar mühendisi olduğunu söyleyen, kendine göre iletişim ustadı olan bir kişidir. Bilirkişi Ünal Aldemir gazete manşetlerini okumuş, manşetlerin altında yazanları okumamıştır. Bilirkişi manipülasyon iddiasında bulunmuş, manipülasyonun ne olduğunu anlatmıştır. Oysa bu dava bir algı operasyonu ve manipülasyondur. Bu şahsın hiçbir akademik titri yoktur. Hiçbir çalışması yoktur. Hiçbir eseri yoktur. Ama bir vasfı vardır ki Bilal Erdogan’ın vakfında üyedir.

Diğer bilirkişi Ahmet Keçeci de Marmara Ü. İktisat Fak. mezunu yeminli murakıptır. Onun raporuna bakınca bir polis fezlekesiyle karşılaşırsınız. Hatta o kadar ileri gitmiştir ki kurucusu olduğu Ceza Hukukçuları Derneği’nin kurucularının araştırılmasını istemiştir.

Akın Atalay’ın kurucuları arasında olduğu derneğin araştırılmasını istemiştir. “Yayın faaliyeti dolayısıyla yardım etmiştir” diyor. Ama o konuda bir araştırma yoktur. Ceza hukukunun temel prensibi olan suçta ve cezada hukukîlik ilkesi bu davada gözardı edilmiştir. Ceza Kanununda yer almayan bir tabiri dava konusu yaparak iddianamede belirtmek Türk Ceza Kanunu yardımı maddi bir yardım olarak tanımlar, yardımın ne olduğunu tayin etmek için bunu ceza kanununda aramak lazımdır. Yoldan geçenlere karanfil atmak dahi suç anlamına gelebilir. Muktediri mutlu etmek için ceza kanununu değiştiremezsiniz.

Gayrimenkullerin düşük fiyatla satıldığı iddia edilmiş ancak yapılan araştırmada düşük fiyata satılmadığı ortaya çıkmıştır. Bu, kamuoyu önünde “sen para yedin” demek amacıyla yapılmıştır ama bu iddia da fos çıkmıştır. Yargıtay’ın bu yönde yakın tarihli bir kararı vardır. 8 Mart 2013 tarihli kararında ‘bu gibi hallerde Basın Kanunu hükümleri uygulanmalıdır’ demiştir. Bu da Cumhuriyet gazetesi ile ilgilidir. İddianame şahit beyanlarına dayanmıştır. Şahit beyanlarıyla suçlayabilir misiniz? Görgü şahitleri olmadıkça suçlayabilir misiniz? ‘Ben görmedim ama duydum’ derse birisi ‘Duygun Yarsuvat bir adam öldürdü’ denirse beni yargılayabilir misiniz? Yayın politikasını beğenmiyorsan gazeteyi okumazsın olur biter. Ama bu sebeplerle “terör örgütüne yardım ediyor” diye cezalandırmanın ceza hukukunda yeri yoktur.

O tarihte 22, 23 yaşındaki bir kişinin, hiçbir hukuki formasyonu olmadan, bilirkişi diye hazırladığı fezlekeye böylesi bir dava dayandırılamaz. Dinlenen şahitler pek bir şey söylememiştir, soruşturma evresinde, savcılık önünde verdikleri ifadelerde konuşmuşlardır ama daha sonra konuşmamışlardır. Esas hakkındaki mütalaa ilginç bir mütalaadır. AİHM 6. ve 10. maddesinden bahsedilmektedir. İlginçtir ki iddianamede ifade edilen mahkeme kararlarının biri hariç tümü Türkiye aleyhine verilmiş kararlardır. Hepsi düşünce ve ifade özgürlüğünü koruma amaçlı kararlardır. Bu kararlarla AİHM tüm dünyaya örnek olabilecek bir kararla basında ifade edilen görüşlerin çok ağır hatta kırıcı olabileceğini ancak demokratik toplumlarda buna tolerans gösterilmesi gerektigini ifade etmiştir. Benim gazetemde çıkan yazıları incelemeden, ‘kırıcı mı, değil mi’ araştırmadan, ‘suç işlemeye yöneltiyor mu değil mi’ araştırmadan bu davanın açılması yanlıştır.

Savcı Murat İnam kendini kurtarmak için böylesi bir iddianame hazırlamak zorunda kalmıştır. Şimdi Ankara’da yargılanmaktadır. ‘Sen kaptansın, en son sen çıkarsın’ dediniz. 564 gündür burada hürriyetinden yoksun. Akın Atalay ne yaptı? Birisini mi öldürdü ya da birisinin ırzına mı geçti? Cumhuriyet gazetesini yayınlayan vakfın yöneticisi oldugu için burada örnek olarak cezalandırılmak isteniyor. Hayatın bir cilvesi olarak iddianamede Cumhuriyet gazetesi ve çalışanlarının suç işlediğini söyleyen, bu mahkemenin savcısı, birkaç yıl önce Cumhuriyet aleyhine Gülen’e hakaret gerekçesiyle ceza istemiştir.Şimdi Gülen’e yardım için ceza istemektedir.

Diğer basın organları ya satın alındı ya da susturuldu. Demokratik hukuk devletinden bahsetmeye imkanımız kalmadı. Bu dava öylesine kurgu bir dava ki duruşmalar devam ederken bir takım belgelerin duruşmaya geldigini gördük, kimin tarafından gönderildiğini gördük. Duruşma başlayıp koğusturma aşamasına geçildikten sonra yeni delil gelebilir mi? Gelebilir ancak yeni delilin gelmesine mahkeme başkanı reesen veremez. Mahkeme kabul ya da red edebilir ama gerekçe göstermek zorundadır. Osman Kavala ile ilgili bir soruşturma sırasında onun telefonundaki bilgiler bu davaya gönderilmiştir. Savcının talep etmesi, mahkeme heyetinin de bunu uygun görmesi ve müdafilere sorması gerekiyordu. Bu hak yeni Ceza Muhakemesi tarafından kaldırılmıştır. Ancak taraflar talep edebilir, mahkeme kabul/ret edebilir ama gerekçe göstermek zorundadır. Mahkeme sürerken Osman Kavala ile ilgili bir soruşturma sırasında Kavala’nın telefonundaki bilgiler bu davaya gönderildi. Bunun mahkemeye gelebilmesi için savcının talep etmesi ve mahkeme heyetinin uygun görmesi, müdafilere sorulup ne diyorsunuz denmesi gerekiyordu. Boyuna belge/bilgi geldi, siz de okuyup dosyaya koydunuz. Nasıl geldi bu bilgiler? Kavala yeni gözaltına alınmıştı. Polis ifadesine avukat arkadaşlarımız gitti, o ifadeler buraya geldi. Yani diyorsunuz ki ‘sen burada boşu boşuna konuşuyorsun’ ama en azından kayıtlara geçiyor. Yani diyorsunuz ki “Sen burada boşu boşuna konuşuyorsun”, ama en azından kayıtlara geçiyor.

Ceza Muhakemesi Kanunu böyle düzenlemişken iddianame savcısı polisin verdiği delilleri nasıl buraya gönderebilir. Çünkü müktediri memnun etmek ve ona iyi görünmek için böyle yapmıştır. Bu iddianameye ve içindeki bilgilere itimat etmeyin. Bu iddianameyi esas hakkında mütaala olarak sunun cumhuriyet savcısının taleplerine itimat etmeyin. Eğer deliller yoksa mahkemenin iddianameyi iade etme hakkı vardır. İddianamede yer alan sanık isimleriyle, olay ile ve ekte yer alan deliller ile bağlıdır. Nitekim duruşma başlamadan 5 gün önce sanık ve müdafilere delillerinin olup olmadığı sorulur.

İddianamede Aydın Engin ve Murat Sabuncu’nun Abant toplantılarına katıldığı söyleniyor. Bakın kimler katılmış: Burhan Kuzu, Cemil Çiçek, Hüseyin Gülerce, Fehmi Koru. Bunlar 1997’den beri yapılan toplantılardır. Niye o zaman yasaklamadılar? Biz o toplantılar katılmadık ve tasvip etmedik ama cezalandırıldık.

Gazete ‘Hocaefendi’ demediği için cezalandırıldı, şimdi de Hocaefendi’nin yanında olduğu için cezalandırılmaya çalışılıyor. AİHM sözleşmesinin 10. maddedisinin imha edildigi paramparça edildiği bir davadır bu. Osman Kavala’dan sonra Doğan Satmış ile yapılmış bir röportaj mahkemeye sunuldu. “Beni işten attılar” dedi. Yani? Daha sonra kendisi ifade verdi.

Ceza hukukunu bir sopa olarak kullanan muktedirin sonucudur bu davalar. OdaTV, Ergenekon, Deniz Kuvvetlerine yönelik casusluk davası, Cumhuriyet davası ve Sözcü davası, kendisinin hoşuna gitmeyen basın organlarını cezalandırma davasıdır. Heyetinizden adil ve dürüst bir karar bekliyoruz, sadece ben değil herkes bekliyor. Bir tek tutuklu var, Akın Bey, dolayısıyla tüm sanıkların beraatini istiyoruz. (12.05)

10.28 – Sanıklar, avukatlar ve izleyiciler salona alındı. Mahkeme heyetinin salona gelmesi bekleniyor

 

 

Sanıkların savunmaları

15:54 – Hikmet Çetinkaya ve Önder Çelik’in kısa savunmalarının ardından sanık avukatları söz almaya başladı.

15:38 – Aydın Engin esasa ilişkin savunmasını tamamladı.

15:37 – Aydın Engin: Bizi satın alacakları da anasının karnından doğduklarına pişman ederiz. Sizden kişisel hiçbir talebim yok. Sizden hakkımızdaki bu mütalaaya itibar etmemenizi talep ediyorum. Ama çöpe atmayın çünkü bu hukuk fakültelerinde okutulacak. İleride böyle mütalaalar hazırlamayın diyecekler.

15:33 – Mustafa Kemal Güngör savunmasını tamamladı.

15:33 – Güngör: Adını Atatürk’ün koyduğu en köklü gazete Cumhuriyet hakkında bir karar vereceksiniz. Bunun çok önemli bir anlamı olacak. Halkın haber alma hakkını, gazeteciliği, hukuku yakından ilgilendirecek. Vereceğiniz kararla ülkenin hukuk tarihine geçeceksiniz, nasıl geçeceğiniz size kalmış tercih sizin karar sizin.

15:32 – Güngör: İnanılmaz bir şekilde soruşturmayı başında sonuna kadar FETÖ’den yargılanan sanık savcı yürüttü. Ortada vahim bir hukuksuzluk var, bizim yerimize kendinizi koysaydınız bunu kabullenmezdiniz. Arkanızda çok önemli bir yazı var. Binali bey pek esprili bir adam. Hapishanedeyken bir gün adalet bakanlığının düzenlediği bir toplantıda “biz küçükken memlekette adliyelerin bodrum katında “Adalet Mülkün Temelidir” yazardı dedi.Biz de bu söz temel katında yazıldığı için adaletin devletin temeli olduğu için yazıldığını sanırdık. Adalet hala bodrumda.

15:32 – Güngör: Bu davada tüm itirazlarımıza rağmen hukukun temel prensiplerine uyulmadı. Adil yargılanma ilkemiz çiğnendi. Haksız ve hukuksuz olarak özgürlüğümüz elimizden alındı. Akın hala hapiste.

15:31 – Güngör: Bunlar yaşanmamış gibi, senaryonun devamı olarak gerçekleri yansıtmayan, subjektif torba bir mütalaa var karşımızda. Böyle hukuki olmayan bir mütalaa hazırlanmasına bir hukukçu olarak üzüldüm.Cumhuriyet’te yayımlanan yazılarda suç konusu yoktur. Toplumun bilgilendirilmesi için yazılmışlardır.

15:31 – Güngör: Bu davada tüm gazetecilere muhalif kesimlere gözdağı vermek içindir. İddianame ve mütalaaya yansıyan zihniyet bunun en açık delilidir. Kurgulara dayalı, bireyselleştirilmemiş, herkesi ve her şeyi suçlayan torba bir iddianame vardır. Bunlar tek tek çürütüldü.

15:30 – Güngör: Hakkımdaki tüm suçlamaları reddediyorum. Vakıf üyeliğim sebebiyle yargılanıyorum.

15:29 – Savunmasını yapmak üzere Mustafa Kemal Güngör söz aldı.

15:28 – Ahmet Şık esasa ilişkin savunmasını tamamladı.

15:27 – Ahmet Şık: 6 yıl arayla ilkinin birebir aynısı olan bu komployla ilgili diyeceklerimi daha önce söyledim. 27 Temmuz 2017’deki ilk beyanımı ve bu siyasi davada siyasi savunma yapamayacağımı söyleyerek mahkemede konuşmamı engellediğiniz 25 Aralık 2017’deki ilk beyanlarımı aynen tekrarlıyorum. Her zamanki gibi sözlerimin de yaptıklarımın da arkasındayım. Çünkü gazetecilik suç değildir.

15:27 – Ahmet Şık: Dilerim hukukun evrensel normlarını rehber edinen, gerçekten tarafsız ve gerçekten bağımsız mahkemelerde yargılanırlar.

15:26 – Ahmet Şık: Devletten hukuku çıkardığınızda elinizde kalana devlet değil çete denir. Dolayısıyla Gülen Cemaati’nin çetesinin mensupları için söylediğim aynı siyasal tespiti bu komploda rol ve görev alanlar için de yapmak elzem.

15:25 – Ahmet Şık: İlkinde olduğu gibi bu komploda da güvenlik bürokrasisi ve yargının kimi mensupları ile tetikçilik rolü üstlenen bir kısım medya çalışanı siyasal iktidarın suçlarına ortak oldular.

15:25 Ahmet Şık: Geçmişte koalisyon ortağı oldukları Gülen Cemaati ile birlikte suç işleyen siyasal iktidar emriyle hayata geçirilen ve öncekine benzer bir komploya maruz kaldım arkadaşlarımla birlikte. Yine mesleki faaliyetlerim suçlama konusu edildi.

15:24 Ahmet Şık: İlkinde şimdi FETÖ denilen Gülen Cemaati’nin komplosuyla, mesleki faaliyetlerim suçlama konusu edilerek tutuklandım. İkinci tutuklanmam ise bu yargılamanın konusu nedeniyle oldu.

15:24 – Ahmet Şık: Hapishanelerle ilgili konuşurken, “Ben Ergenekoncu iken” ya da “Ben FETÖ’yken” diye başlayan cümleler kuruyorum. Herkesin bildiği üzere, şimdilik iki ayrı hapishane deneyimim var.

15:24 – Ahmet Şık esasa ilişkin savunmasını yapıyor.

15:21 – Hakan Kara esasa ilişkin kısa savunmasında şöyle dedi: “Bu dava yalnızca Cumhuriyet davası değil gazeteciliğin ifade özgürlüğünün davası. Basın özgürlüğü açısından gerileyen ülkeler arasındayız. Bu bize yakışmıyor.”

15:18 – Bülent Utku savunmasını tamamladı.

15:18 – Bülent Utku: Ancak bu durum, olağan koşullarda “perde” demeye engel değil. Evet, “perde” denecek muhakkak. Kanımca fazla uzun zaman sonra da değil. Ve işte ben o gün değişen rolleri, oyunları, oyuncuları heyecanla bekliyor olacağım. Görüşmek dileğiyle, kalın sağlıcakla.

15:17 –  Bülent Utku: Olağanüstü haller olağanüstü kalmıyor. Kalmamış hiç. Yakın tarihimiz bile bunu söylüyor bize, fazla kanıta ihtiyaç yok. Heyetiniz “antrakt” dedi çaresi yok, perde kapanacak.

15:17 – Bülent Utku: Yani kanım odur ki her siyasal davada olduğu gibi bu davadan da adalet çıkmaz. Umarım yanılırım.

15:17 – Bülent Utku: Bir biçimiyle bunu 9/05/2017 tarihli dilekçemde de ifade etmiştim. Yargılamanın başlamasından bu yana verilen ergen nitelikli ara kararları da bu şartların olmadığını doğruladı.

15:16 – Bülent Utku: Heyetinizin nesnel bir dünyada kavranabileceklere duyu, vicdan katarak bunu karara dönüştürebilmesinin objektif ve subjektif şartlarının olmadığı aşikar.

15:16 – Bülent Utku: Aristotales “Karar, algılamaya bağlıdır” der. Algı ise “nesnel dünyayı, duyular yoluyla öznel bilince aktarılması” olarak tanımlanabilir.

15:16 – Bülent Utku: Ancak duruşma savcısının bu söylenenleri hiç dikkate almadığı esas hakkında mütalaanın neredeyse iddianamenin özetinden ibaret olmasıyla belli. Bu nedenle ben de eski beyanlarımı tekrar etmekle yetineceğim.

15:15 – Bülent Utku: Hukuka yabancı bu iddianameye karşı heyetinizin aldığı konumu 09/05/2017 tarihli “heyeti ret” dilekçemde belirttim. 25 Temmuz 2017 tarihli duruşmada da iddianameye ilişkin diyeceklerimi söyledim. Arkadaşlarım ve avukatlarımız da görüşlerini belittiler.

15:15 – Bülent Utku: Sonuçta ne de olsa Tanrı! Lafı fazla uzatmanın gereği yok. Esas hakkındaki mütalaanın üzerinde yükseldiği iddianameye ve heyetinizin yapacağını öngördüğüm yargılamaya ilişkin görüşlerimi çok önceden belirttim.

15:14 – Bülent Utku: Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesini gezenler, çivi yazısıyla yazılmış tabletlerin bulunduğu yerde bu uygulamanın anlatıldığını bilirler. “Su Ordali”nde kişi kendi çabası ile suçsuz olduğunu kanıtlayabiliyor. Ve zaten Nehir Tanrısı da nasılsa suça siyasal yaklaşmaz.

15:13 – Bülent Utku: Saray tarafından tutuklanan kişinin suçlu olup olmadığının belirlenmesi için Nehir Tanrısının hakemliğine başvuruluyor. Zanlının nehirden kurtulması suçsuz olduğunun kanıtı oluyor.

15:13 – Bülent Utku: “Su Ordali”ni M.Ö 1750 ile 1200 yıllarında Anadolu’da yaşamış olan Hititler uygulamış. Suç işlemekle itham edilen bir kimsenin nehre atılması uygulamasına “Su Ordali” deniyor.

15:11 Bülent Utku: Önümüzde bu örnekler varken ve olağanüstü bir dönemden geçerken adil bir yargılanma ile karşılaşacağımıza inanmamızı bizden hangi gerçekçi, sağlıklı, geçerli argümanlarla kim isteyebilir? Tabii ki kimse. Ortada böyle bir mütalaa varken bizi/beni bekleyen akıbet acaba ne?Mütalaa, hakkımda “Su Ordali” uygulaması yapılmasının daha adil olup olmayacağını düşündürüyor bana.

15:11 – Bülent Utku: Örnek isterseniz; Yassıada yargılamaları, 12 Mart yargılamaları,12 Eylül yargılamaları, Ergenekon yargılamaları diyebilirim.

15:10 Bülent Utku: Siyasal davalarda beklenen hukuk değil, amaçlanan hedefe varılması olduğu için olanlar aslında olması gerekenlerden ibaret. Yani siyasal davalarda böyle olur. Siyasal davalarda, olağanüstü dönemlerde yapılan yargılamalarda, siyasal iktidarlar savcı ve hakimleri baskı ve kontrol altına alırlar. Bazıları ise zaten siyasal iktidara daha baştan teşne ve çeşnidirler. Plan ve programla şekillendirilip kontrol altına alınmamış yargıyı hiçbir olağan üstü dönemde göremezsiniz. Ve bu yargılamalardan elbette adalet çıkmaz.

15:10 Bülent Utku: Yani taraflı kişiler hariç yurt içinde ve yurt dışında hiç kimse bize getirilen suçlamalara inanmadı. Esas hakkındaki mütalaanın söyleminin, mantığının, duruşunun hukuka yabancı oluşundan yakınmanın aslında hiç âlemi yok.

15:09 – Bülent Utku: Terör örgütlerine yardım etmekle suçlanan kişilere böylesine değişik mecra ve kişilerden böylesine güçlü bir destek yapılması bu davaya, yapılan suçlamalara toplumun inanmadığının kanıtıdır. Üstelik bu destek sadece yurtiçi ile de sınırlı değildi…

15:09 – Bülent Utku: Adalet Nöbetine baro başkanları, gazeteciler, politikacılar, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar katılıp basın açıklaması ile desteklerini belirtip, adalet arayışına katkı sundular.

15:o8 – Bülent Utku: Bu davada yargılanan avukatlar nezdinde başlatılan adalet nöbeti, adalete inananların ve arayanların umudu oldu.

15:07 – Bülent Utku – Utku: Bu memlekette 55 haftadır Adalet Nöbeti tutuluyor. İlk nöbetteki polis saldırısında, avukat arkadaşlarımızdan birinin burnu, birinin ayağı kırıldı. Tartaklananlar, gözaltına alınanlar oldu. İki ay sonra da gözaltına alınanlarla ilgili yargılama var. Ama adalet nöbetçileri yılmadılar.

15:06 – Bülent Utku: Miting alanlarında adlarımız topluca tekrar edildi, cezaevinde yoğun bir avukat ve milletvekili ziyaretine mazhar olduk.

15:06 – Bülent Utku: Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyonda getirilen suçlamalar toplumda bir karşılık bulmamış, inandırıcı olamamıştır. Aksine toplumun büyük bir kesimi Cumhuriyet gazetesine ve bizlere sahip çıkmıştır.

15:05 – Bülent Utku: Yeni bir milattır. Düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı önemli tehlikeli bir darbedir.Gazeteciliğe, gazetecilere, halkın haber alma hakkına önemli bir tehdit ve gözdağı ve tırpandır.

15:05 – Bülent Utku: Esas hakkında mütalaanın zihniyeti bundan böyle keyfi biçimde haber ve yazıda suç unsuru olmadığı halde gazetecilik faaliyetinin cezalandırılmasına kapı açan bir zihniyettir.

15:05 – Bülent Utku: Esas hakkında mütalaanın beni sorumlu tuttuğu bu haberlerin, manşetlerin, yazıların, röportajların hepsinin sorumluluğunu kabul ediyorum.

15:04 – Bülent Utku: Hepsi nitelikli gazetecilik faaliyetine örnek teşkil edecek özellikler taşımaktadır. Gerçektir, günceldir, kamuyu ilgilendiren konularda ve kamu yararınadır aynı zamanda gazeteciliğin gerektirdiği ölçüde incelik, akıl, zekâ ve cesareti de barındırmaktadır.

15:04 – Bülent Utku: Ancak bu durumda esas hakkında mütalaadan beklenen suça konu edilen bu yazı, haber, manşetlerin hangisinde hangi suçun olduğunu belirtmesidir. Bu yapılamıyor tabii ki. Çünkü suçlama konusu yapılan haber, yazı ve manşetlerin hiçbirinde suç yoktur.

15: 03 – Bülent Utku: Esas hakkındaki mütalaanın suç olmayan fiillerden suça uzanmak isterken uzandığı, vardığı yer eninde sonunda gazetede yayınlanan haberler, atılan manşetler, yazılan yazılar oluyor.

15:03 – Bülent Utku: Esas hakkındaki mütalaanın bu çabası, suç isnat etmekte, suç bulup yakıştırmakta çekilen zorluktan, fakirlikten kaynaklanmaktadır.

15:02 – Bülent Utku: Hukukla biraz ilgisi olanlar ve objektifliğini yitirmemiş olanlar vakıf seçimlerinde, yayın çizgisi değişiminde, suç olarak dahi nitelenemeyen yazılarda/manşetlerde SUÇUN unsuruna ilişkin bir kavram olan kastın aranamayacağını bilir.

15:02 – Bülent Utku: Esas hakkındaki mütalaa, suç olmayan fiilleri sıralayıp bunlardan suça uzanıldığını söylerken yaratmak istediği algıyı hukukçuların, objektif bakış açısına sahip olan kişilerin hemen görmemesi mümkün değil.

15:01 – Bülent Utku: Mütalaa bu hususu gündeme getirip sorularını tribünlere, havuz medyasına malzeme olarak üflerken aslında farkına varmadan kendi ayağına kurşun sıkıyor. Zira AB’den fon alan devlet kuruluşlarını, devleti de bu nedenle bağımsızlığını yitirmiş olarak ilan etmiş oluyor.

15:01 – Bülent Utku: Avrupa Birliği fonlarından kaynak aramanın gazetenin bağımsızlığını ortadan kaldırdığını gündeme getirmenin, ileri sürmenin dava ile hiçbir ilgisi yoktur.

15:00 – Bülent Utku: Sadece yılların savcısı değil, mesleğe yeni başlayan savcı da bilir, bilmesi gerekir. O halde yargılama sürerken bir sanığın yurt dışından maddi yardım temin etme çabasını nasıl gündeme getirebilir?

15:00 – Bülent Utku: Esas hakkında mütalaayı düzenleyen savcı yılların deneyimli savcısıdır. Yargılamanın iddianame düzenlenene kadar gerçekleşmiş, iddianamede yazılı fiiller üzerinden yapılacağını bilmez mi? Bilir elbette.

14:57 – Bülent Utku: Ne yapıyor? Suç olmayan fiilde “kast unsuru” arıyor. Oysa biliyoruz ki ceza hukukunda tipe uygun neticeyi gerçekleştiren fiilde yani suçta “kast” aranır. Yayın çizgisi değişikliğinde, atılan manşetlerde, yapılan röportajlarda, yazılan yazılarda savcılıkça aranan hep bu “kast”. Çünkü sırtlarını siyasal iktidara yaslamanın rahatlığı ve güveni ile oturuyorlar koltuklarında. Evet, daha önce de söylediğim gibi bu siyasal bir operasyon, siyasal bir dava.

14:57 – Bülent Utku: Vakıf seçimlerinin hukuki ihtilaf niteliğinde değerlendirilmesi mümkün imiş ama kastımızı tespit açısından önem arz etmekteymiş! Böyle bir katliam, hukuk katliamı görülmemiştir hiç.

14:56 – Bülent Utku: Esas hakkındaki mütalaa kekeliyor, hangi suçu nasıl işlediğimizi bir türlü anlatamıyor. Hangi haberde, hangi yazıda, hangi manşette ne suçu olduğunu bir türlü söyleyemiyor.

14:56 – Bülent Utku: Ama çok da cesur. Öyle ki Cumhuriyetimizin en eski ve köklü 93 yıllık gazetesinin bir kısım yönetici ve yazarlarına toptan yapılan, hukuktan zerrece nasibini almamış operasyonu hala kural tanımadan savunabiliyor.

 14:55- Bülent Utku: Bilmem farkında mısınız? Ortada hem “kekeme” ama hem de “geveze” bir esas hakkında mütalaa var. İddianame de öyleydi zaten. Aynı şeyleri dönüp dolaşıp tekrar ediyorlar usanmadan. Dayanaksız suçlamalarda alabildiğince cömert; hukuksallık ve yasallıkta pinti mi pinti.

14:52 -Bülent Utku: Heyetiniz nihayet “antrakt”. 31 Ekim 2016 tarihinde icra edilmeye başlanan oyunun perdelerinden bir bölüm daha kapanıyor böylece. “Hukuki bir yargılama varmış gibi” ismi bence uygun bir isim. Oyunun Dram, trajedi, komediden ögeler taşıyan oyunda hangisinin ön plana çıkacağı “hüküm”le belirginleşecek. Ve yargılama boyunca süren zorunlu beraberliğimiz bitecek. Yollarımız ayrılıyor. Cumhuriyet gazetesi operasyonu ve davasındaki anılarım arasında belleğimde kaybolmayacak yüzler/çizgiler var; düşman ve dost, cesur ve korkak, alçakgönüllü ve kasıntı, bencil ve dayanışmacı. Kuşkusuz hepsi insana dair.

14:51 -Bülent Utku esasa ilişkin savunmasını yapmak üzere söz aldı.

14:39 -Kemal Aydoğdu esasa ilişkin savunmasını yapıyor.

14:38 – Musa Kart: Bu karar duruşmasında kendim için bir talebim yok. Tekrar söylemek zorundayım ki; muhalif gazetecileri, siyasetçileri, akademisyenleri ve öğrencileri cezaevinde gösteren fotograf, benim güzel ülkeme yakışmıyor.

14:38 – Musa Kart: Cumhuriyet Davası’nda bu salonlar onurlu ve dürüst insanların duruşuna tanıklık etti. Bu süreçte paçalarımıza kirlerini bulaştırmak isteyenler, kumaşımızın leke tutmadığını bilemediler ne yazık ki.

14:37 – Musa Kart: Cezaevinden çıktıktan sonra pek çok insanla el sıkıştım, kucaklaştım. İçlerinden biri bile “Sizin davanız siyasi değildi” demedi, diyemedi.

14:36 – Musa Kart esasa ilişkin savunmasını yapıyor: Yaklaşık 40 yıldır karikatür çiziyorum. Bu süre içinde pek çok siyasi dönme ve liderliğe tanıklık ettim. Yaşadığımız bu dönem için hukuktan ve adaletten en uzak olanıydı diyebilirim.

14:34 – Güray Öz esasa ilişkin savunması için söz aldı: “Daha önce yaptığım savunmayı tekrarlıyorum. Tüm suçlamaları reddediyorum.”

14:29 – Yemek arası sona erdi. Silivri’de İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Cumhuriyet Davası’nın karar duruşması devam ediyor.

13:12 – Duruşmaya bir saat yemek arası verildi.

13:10 – Atalay: Gazeteciliğin yargılandığı, ifade özgürlüğünün çiğnendiği bu davada, sözlerimi Tevfik Fikret’in yüz yıl önce söylediği şu dizeyle sonlandırıyorum:

“Haksızlığın envâını gördük.. Bu mu kaanun?

En gamlı sefâletlere düştük.. Bu mu devlet?

Devletse de, kanunsa da, artık yeter olsun

Artık yeter olsun bu denî zulm-ü cehâlet”

13:07 – Akın Atalay: Norveçli bir polisiye yazarı hukuku uçurumun ucuna dikilen bir çite, hukukun ayaklar altına alınmasını da bu çitin kırılmasına benzetir.

13:05 – Akın Atalay: Bu gazetenin çalışanları ve yöneticileri daha önce de öldürüldü, tutuklandı ve tehdit edildi. Şimdi bir kez daha test ediliyoruz. Gerekirse yanmayı göze alırız. Bu gazete ve mensupları baskıya ve tehdide rağmen işini gereği gibi yapar. Korkutulamazlar bu tür davalarla.

13:04 – Akın Atalay: Bu siyasi bir davadır. Şimdi medya kuruluşları ve basını kontrol altına almak istiyorlar. Ama bu gazeteyi baskıyla tehditle korkutarak teslim alamazsınız. Gazetecilerini ve yayıncılarını tutuklayarak teslim alamazsınız.

13:03 – Akın Atalay: Halkın devlet işleri hakkında bilgi alma ve bilgilenme hakkı basın aracılığıyla olur. Bu ülkenin en büyük medya grubuna birkaç hafta önce el konulmuştur. Bu değişim sonrası bu dava yoluyla kaybedilecek olan şey çok daha önemli hale gelmiştir.

13:02 Akın Atalay: Gazeteciliğin temel amacı olan gerçeklerin dışına taşarsa ticari amaçlar ve siyasi amaçları gözetirse o iş gazetecilik olmaz.

13:02 Akın Atalay: Gazete ve gazetecilerin görevi toplumun bilgilenmesini sağlamak, nitelikli enformasyon üretmek ve bunu topluma aktarmaktır. Gazetecilik diğer ticari faaliyetler gibi değerlendirilirse asıl amacı sahibine para kazandırmak olacağı için eleştiriden vazgeçmek zorunda kalır.

13:01 – Akın Atalay: Cumhuriyet gazetesinin, gazetecilik ve yayıncılık faaliyeti dışında bir başka işi yoktur. Diğer gazeteler gibi başka bir ticaretin ortaklığı yoktur. Bu sebeple bu gazeteye ekonomik yoldan baskı uygulanamıyor.

13:00 – Akın Atalay: Oysa burada Cumhuriyet gazetesinin yayın faaliyeti suç olarak görülmektedir, gazetecilik suç olarak görülmektedir. Ne demektir bir bütün halinde yayıncılık faaliyetini yargılamak ve gazeteciliği suçlamak? Tehlikenin farkında mısınız?

13:00 – Akın Atalay: Olağan bir yargılamada ne denir? Önemli olan suçlama ile eylemin birbiriyle bağlantılı olup olmadıgı ve kanuna aykırı olup olmadığıdır.

12:59 Akın Atalay: Bu davanın ruhuna gelirsek… Süreç icinde bir bütün olarak yayıncılık faaliyetinin yargılama konusu yapıldığı açık olarak belirtilmiştir. Özetle bir bütün olarak yayın faaliyetiyle örgüte yardım etme suçunun işlendiği belirtilmiştir.

12:53 – Akın Atalay: Burada yargılanan sanıkların, gazeteyi ve vakfı batırmadığı, düze çıkardığı görülecektir.

12:51 – Akın Atalay: Bizim gazetemizin o kirli paralarla işi yok. Ne isterlerse yapsınlar, bize çamur sıçratmasınlar, yeter. Hani gazeteyi ve vakfı mali yoldan batırmışız ve gayrimenkulleri usulsüz olarak rayiç değerinin altında satmışız ve devretmişiz ya… Gelin araştırın.

12:51 – Akın Atalay: Ama haksız iddiadan vazgeçildi ve iddianameye bu yönden sahip çıkılmadı. Eğer savcılık FETÖ bağlantılı şirketlerin, hangi gazetelere reklam yoluyla destek olduğunu araştıracaksa hala geç değil.

12:50 – Akın Atalay: İkinci olarak Cumhuriyet gazetesi ve vakfının tüm bağlantıları, reklam verenleri inceletildi. FETÖ bağlantılı şirketlerin, hangi gazetelere ne kadar reklam verdikleri yıllara göre karşılaştırmalı olarak anlatıldı. Peki ne oldu? O gazetelere dava mı açıldı? Hayır.

12:50 – Akın Atalay: “Burada yargılanan sanıkların eski eşlerine ve yakınlarına varana kadar banka hesapları ve ekstreleri dahi inceletildi. Kamuoyunda parkeci ve pideci olarak tanınmasına yol açan iddialar döndü dolaştı sahiplerini vurdu.

12:49 – Akın Atalay: “Bu olağan bir dava değil.” Soruşturma sırasında bizi itibarsızlaştırmak için absürt ötesi iddialar ortaya atıldı. Utanmazca ahlaksızca iddialar dolaşıma sokuldu, televizyonda dinledik, hatta iddianameye bile sokuldu.

12:47 – Akın Akın Atalay duruşma tutanağını okumaya devam ediyor.

Rıza Zelyut: (İzleyicileri işaret ederek) Ama laf atmasınlar.

Mahkeme başkanı: Bu olağan bir dava değil. Lütfen söylemek istediklerinizi içinizde tutunuz.

12:46 – Akın Atalay: Duruşma tutanağından okuyarak devam etmek istiyorum. “Tanık Rıza Zelyut: Ben iyi bir yazarım, Türkiye’nin en iyi köşe yazarıyım. Öyle çünkü iktidarın önünde eğilmeyen ve Atatürk’ü temsil eden adamım. Mahkeme Başkanı: Böyle tanıklık olmaz.

12:44 – Akın Atalay: İlhan Selçuk’a kendi gazetesini bombalatma suçlaması gibi biz de gelecekte savcı ve hakimlerle anlaşarak kendimizi tutuklatmak gibi absürt bir suçlamayla karşı karşıya kalabiliriz.

12: 43 – Akın Atalay: Hakkımızda düzenlenen iddianameyi okuyorum, eviriyorum, çeviriyorum ama anlayamıyorum.Hedef belli; Cumhuriyeti teslim almak, uysal ellere teslim etmek ve diğer gazete ve gazetecilere gözdağı vermek.

12: 41 – Akın Atalay: Her dönemin önde gelen gazetecisi olmaya başaran ve zamanın ruhuna uygun davranan bazı gazeteciler de o zaman bu iddiayı çok ciddiye almıştı. Bugun bizim hakkımızdaki iddianameye alınan suçlara bakınca bir sigortaya ihtiyacımız var. Bu davanın savcıları da Ergenekon savcıları gibi davranıyor ve düşünüyor. İnsanların ömründen çalıyor, büyük mağduriyetlere neden oluyorlar.

12:41 – Akın Atalay: Üçüncü bombadan sonra basının haber yapmasına tepki olarak böyle yazmıştı. Olayı bağlamından koparan Ergenekon savcıları “kendi gazetesini bombalattı” diye yazdılar iddianamelerine.

12:40 – Akın Atalay: İlhan Selçuk yazısında “Bir gazeteye atılan bomba tüm medaya yönelik tehdittir. Tüm gazeteler, kimden yana olursa olsun ortak dayanışma içine girer, iktidarı onaylarlar. Kim olduğu bilinmeyen kişiler Cumhuriyet’e ikinci bombayı attı, fısss. Umarım 3 bombadan sonra hükümetimiz de devletimiz de uyanır. Neyse üçüncü bomba sonunda beklenen tepkiyi getirdi ama biz her zaman üç bombacıyı nasıl bulacağız?” diye yazmıştı.

12:32 – Akın Atalay: Ergenekon davası iddianamesinde İlhan Selçuk’a yönelik “Hükümeti devirme amacıyla ülkede kaos yaratmak için kendi gazetesini 1 haftada 3 kere bombalatmıştı” denmişti. Peki bizde durum ne?

12:31 – Ara sona erdi. Akın Atalay duruşmanın başında bilirkişi raporuna yanıt vermişti, şimdi esas hakkındaki savunmasını yapıyor.

12:16 -Kadri Gürsel, beraatini talep ederek savunmasını bitirdi.

12:05 – Kadri Gürsel: Esas hakkında mütalaa Cumhuriyet haberleri, köşe yazıları ve manşetlerini kriminalize etmek istemektedir. Terör örgütlerini destekleme suçunu işlediğimi iddia etmektedir.

12:03 – Kadri Gürsel: “Erdoğan Babamız Olmak İstiyor” yazısı mı delildir? 34 günlük yayın danışmanlığım mı delildir? Haftada iki gün köşe yazısı yazmak mı delildir? En son tarafıma yapılan arama Cumhuriyet Davası’ndan 6 ay öncesine gitmektedir.

11:58 – Kadri Gürsel: FETÖ soruşturmasına tabi olanlar ve Bylock kullanıcılarının SMS atarak bir kişiyi yardım ve yataklık yapar hale getirmeleri imkansızdır. Gazetecilik faliyeti hiçbir demokraside suç olarak görülemez. Gazetecilik suç değildir.

11:56 – Kadri Gürsel: Bana bu SMS’leri gönderenlerle hiçbir şekilde iletişim kurmadım. Muhalif görüşleriyle tanınan bir gazeteciyim. SMS bombardımanına tutulduğum zaman ana akım bir gazetede yazı yazıyor ve ana akım bir televizyon programında yer alıyordum.

11:54 – Kadri Gürsel: Ortada sadece onların benimle irtibat kurma çabaları vardır. İletişim ve görüşme tek taraflı değildir, halbuki SMS’ler tek taraflıdır ve karşılık bulmamıştır.

11:53 – Gürsel: İçeriğe bakmalısınız. Ama benim yazdığım yazıların içeriğine bakarak da beni yargılayamazsınız çünkü bunlarda suç niteliğinde bir şey yoktur.

11:51 – Kadri Gürsel: İddia makamı 32 yıllık meslek yaşamımı göz ardı ediyor. Gazetecileri arayanların ve onlara mesaj gönderenlerin niteliğine bakarak gazetecileri yargılayamazsınız.

11:50 – Kadri Gürsel: Abdülhamit Bilici ile ben Milliyet Dış Haberler Servisinin başındayken, o da Cihan Haber Ajansının müdürü iken tanışmıştım. Feza Gazetecilik’ten Bana yapılan aramalar benden görüş almak amacıyla yapılmıştır, ama ben kendilerine hiç görüş vermedim.

11:49 – Kadri Gürsel: İddia makamı HTS kayıtlarına bakarsa görecektir ki; Samanyolu şirketinden kimseyi aramadım ya da onlar tarafından aranmadım. Sadece Abdulhamit Bilici tarafından bir kez arandığım halde mütalaada çok kez FETÖ sanıkları ile irtibat kurduğum haksız olarak iddia edilmiştir.

11:45 – Kadri Gürsel: Benin örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğim iddiası doğru değildir ve bu iddia temelsizdir. Ben şiddete karşıyım. Erdoğan’ın bir baba figürü olarak ortaya çıkarılmasına karşı çıkmam şiddet çağrısı olarak gösterilemez.

11:40 – Kadri Gürsel: Yeni bir delil mi ortaya çıkmıştır? Yeni bir tanık mı çıkmıştır? Hayır. Sayın savcı beni “Erdoğan Babamız Olmak İstiyor” yazısı nedeniyle suçlama baskısı altındadır.

11:39 – Kadri Gürsel: Tutuklama gerekçesinde ayaklanma istediğim iddiası vardır. İddianamede bile itibar edilmeyen bir suçlamayı savcı mütalaaya neden almıştır?

11:36 – Kadri Gürsel: “Erdoğan babamız olmak istiyor” yazısı nedeniyle suçlanıyorum. Duruşma savcısının iddianameyi tekrar eden mütaalası hakkında birkaç sözüm olacak. Hakkımdaki suçlama hukuki degil siyasidir.

11:35 – Kadri Gürsel: İddia makamı üye olmamakla birlikte örgüte yardım ettiğimi, FETÖ’nun yayın organlarına ait telefonlarla iletişim kurduğumu ve 34 günlük yayın danışmanlığım nedeniyle terör örgütlerine yardım suçunu işlediğimi iddia ediyor. Bunları tamamen reddediyorum.

11:30 – Kadri Gürsel, son savunmasını yapıyor. Savcılık mütalaasında üye olmamakla birlikte Gürsel’in örgüte yardım ettiği iddia ediliyor.

11:25 – Akın Atalay: Can Dündar o sırada Silivri’den Çağlayan’a getirilmiş. Ben de o duruşmada vekil olarak vardım. Dündar duruşma esnasında benden not kağıdı istemiş ve duruşma devam ederken, Twitter hesabından paylaşılmak üzere arkadaşına bu mesajı vermiş.

 11:21 – Akın Atalay: Kaderin cilvesi, tweet tarihi 17 Aralık 2015. Ama MİT tırları soruşturması nedeniyle tutuklu olduğu icin Silivri Cezaevinde olması gerekiyor o tarihte.

11:20 – Akın Atalay: Suçlamalar arasında bir kişi için yapılan yönetim kurulu üyeliği seçiminin yasaya uygun olarak yapılmadığı ve vakfın ele geçirildiği iddia ediliyor. Deliller arasında Can Dündar’ın el yazısıyla yazılmış bir tweetine de yer veriliyor ancak içeriğe bakınca onun bu dava ile ilgili olmadığı görülüyor. Sadece bana ait antetli bir kağıda yazıldığı için benimle ilişkilendirilmiş.

11:19 – Akın Atalay: Anımsayalım; 4 şubat 2016 Mustafa Balbay yazılarına son verilmesine tepki olarak attığı tweetten bir gün sonra Alev Coşkun dava açıyor. 22 Mart 2016’da Alev Coşkun, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine isimsiz bir ihbar mektubu gönderiyor ve Cumhuriyet gazetesinin yörüngesinden çıkarılıp terör örgütlerine yardım eder hale geldiğini söylüyor. 19 Temmuz 2016’da gazetenin yöneticileri hakkında Küçük’ün ifadeleri üzerine FETÖ üyeliğinden dava açılıyor. Sonra gazete yöneticilerini yakalayıp tutuklatıyorlar

11:17 – Akın Atalay: Koskoca Cumhuriyet gazetesi operasyonu bu şahsın ifadesi sonrası yapılmış ve operasyon bu kişinin ifadeleri üzerine kurulmuştur.

11:16 – Akın Atalay: Alev Coşkun’un Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtığı dava ve FETÖ soruşturmasında ilk ifadesine başvurulan tanık Cem Küçük. Küçük dışında, arama ve gözaltı kararı gerçekleştirilene kadar başka bir tanık ifadesi yok.

11:15 – Akın Atalay: Cem Küçük, “Cumhuriyet gazetesi FETÖ’nün elinde oyuncak olmuş, FETÖ’nün ele geçirdiği Cumhuriyet, mahkeme kararıyla asıl sahiplerine iade edilecek” diye yazmış.

11:10 – Akın Atalay, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapıyor.

10:49 – Mahkeme heyeti salondaki yerini aldı, duruşma başladı.

10:20 – Karar duruşması için kapılar açıldı. Sanıklar ve izleyiciler içeri alınıyor.