Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (18)

TARİH VE TARİHE BAKIŞ (18)

        Tarihe Özgürlükçü Bakış

                      Baraudel, tarihin başlangıcını Kramer’den daha geriye götürmeye çalışmıştır. Ona göre; “tarımın keşfi tarihin başlangıcıdır. (yani neolitik) Tarih öncesi tarih değildir demeyin, tarihi yapanın yazı olmadığını, yazı öncesi ve sonrası bir ayırımı yapmanın kof bir ayırım olacağını, insanların yaşadığı tüm zamana yayılacak kadar geniş tutulmadığı sürece tarih anlaşılamaz” der

Görüldüğü gibi görüşler muhtelif. Braudel çok önemli bir araştırmacı ve tarihçi olmasına rağmen tarih tanımında çelişkiden kurtulamıyor. Bir yandan tarihi neolitikle başlatıyor, hemen ardından tarihi insanın yaşadığı tüm zamana yayılması gerektiğini söylüyor. Gerçek son söylenendir, İnsanın tarihi, insan ile başlatılmalı. Teknik, bilim geliştikçe bakış farklılaşıyor ve gerçeğe doğru yaklaşıyor.

Tarihin bir bütün olarak görülmesi, başlangıcının doğru konması ve kavranması, süreçlerin bağlantılarının iyi yapılması, zaman ve mekân bütünlüğünün göz ardı edilmemesi önemlidir. Tarih, zincirin halkaları gibi kopuk olmayıp, birbiriyle alakalıdır. Her mevcudiyet bir öncekinin özelliklerini şu veya bu şekilde içinde taşır. Bu manada, şu belirleme önemlidir; “biz tarihin başlangıcında, tarih bizde gizlidir.” Bu söz tarihi anlaşılır kılma açısından son derece önemlidir.

İnsanlık tarihinin gelişim zinciri, sözü edilen tüm devirler, uygarsal gelişmeler bir öncekinin mirası üzerinde gelişim göstermiştir. Bazı dönemleri, özellikle uygarlık denilen 5.000 yıllık dönemi veya sadece kapitalist moderniteyi kutsayıp, öncekileri hiçleştirmek; vahşi, barbar, ilkel vb değersiz görmek ve göstermek, zaman ve mekândan kopuk ele almak soyut yargılar olup, maksatlı yaklaşımlardır. Başlangıcın iyi anlaşılmaması bu günün anlaşılmasını zorlaştırır. Sorunlar gerçeğe uygun algılanamaz ve çözümü de bulunamaz. Toplumsal krizlerin aşılamamasının bu zihniyetle bağı güçlüdür ve görülmesi gerekir.

Neolitik anlaşılmadan ne kadının tarihteki rolü, ne de tarihteki toplumsal gelişmelerin seyri doğru algılanamaz. Tarihin gelişimini sağlayan ana damarlar olduğu gibi yan damarları da vardır. Bunların tümünü, büyük-küçük görmek doğru bir algıya ulaşmayı sağlayabilir. “Mevcut tarih; egemenlerin, iktidar ve devlet olgusu etrafında dönen olayların kroniği gibidir.” Doğal toplum ve ezilenlerin, etnik ve dini-mezhepsel kesimlerin, kadınların tarihini esas tarih olarak ele alıp göz ardı edilmemelidir.

Şu belirleme önemlidir; ” tarih siyasal iktidarın etrafındaki önemli olayların kroniği olarak kavramanın tarihsel temelimiz olamayacağı açıktır. Ancak sistemin bütünlüklü kavranması ve ders alınmasında değerli olabilir.”

Egemenler tarihi, kendi iktidar-devlet olgusu etrafında şekillendirirler. Kısmi sınıf savaşları işlense de, “anarşist, terörist, şaki “ vb kavramlarla küçük düşürmeye çalışırlar. Oysa tarihe damgasını vuran kesimler; kadınlar, işçi-emekçiler, etnik yapılar, halklar, dışlanan dini-mezhebi ve sosyal gruplardır. Tarih yazımında bütünü görme hakikate varma açısından önemlidir.

Egemenlerin tarih kurgusunda öne çıkarılan hususlardan biri de güncelin fetiş düzeyde yüceltilmesi ve geçmişin ise hiçleştirilmesidir. Tarihin uygarlıkla başlatılması, geçmişin unutturulmaya çalışılması bilinçli bir tercihtir. İnsanlığın belleğinde cennet olarak kalan neolitik toplumun; eşitlikçi, özgürlükçü ve ahlaki toplum yapısı unutturulmaya çalışılarak, iktidarcı-devletçi zaman dilimi kadermiş gibi insanlığa sunulmaya çalışılmıştır. Yakın tarih olan kapitalist modernite dönemi de tarihin altın çağı olarak gösterilmiştir. Bu yaklaşım insanlığı belleksizleştirme yaklaşımıdır. Belleksiz bırakılan insanlık, kendisini sömürü ve baskı çarkına mahkûm his eder. Geçmişin tecrübesinden, bilgisinden mahrum bırakılan insanlık kendisine yabancılaşmayı yaşar ve yaşatır. Geçmiş toplumsal yaşamın değer yargıları, ahlaki ölçüleri vb toplum ve doğa için yararlı olan her şey unutturulmaya çalışılır. Geçmişini bilmeyen günü anlamadığı gibi geleceği de öngöremez. Mevcut toplumsal yapılar,  geleceğe yönelik umutlarını adeta yitirmiş ve mevcut sistemlerin kargaşa ortamında yönünü şaşırmış durumdadırlar. Doğru bir toplumsal zihniyete kavuşmanın yolu geçmişi-günceli-geleceği bütünlüklü hakikate uygun kavramaktan geçer. Bu da gerçek bir zihinsel devrimi gerektirir.

Konuyla bağlantılı olarak şu vurgu önemlidir; “ esas almamız gereken tarih hiyerarşik ve sınıflı toplumsal gelişmede zıt kutbu yaşayanların tarihidir. Tüm resmi siyasi tarihler onların varlığından ya hiç bahsetmezler ya da bir anarşi grubu, hikmeti olmayan kalabalıklar, amaçları için her türlü istismara layık sürüler olarak görürler. Kuru, soyut, idealist olduğu kadar zalimce duygusal bir tarihtir bu tarih. Tarihimiz doğal toplumdan başlayıp, hiyerarşi ve siyasi iktidara karşı duran etnik, sınıf, cinsiyet mahkûmlarının her tür düşünce ve eylemlerine dayanarak anlam bulabilir. Bu anlamda tarihin ele alınışında iktidar yapıları ekseninde gelişen olayların ele alınışı kadar, etniksel yapıların ve yoksulların sosyal karakterli direnişlerinin de olduğu gibi işlenmesi gerekmektedir. Tarih bilimi güncel ile ilişkilendirilerek güncel yaşama ve ona katkı sunabilmesi, bunun için olabildiğince sadeleştirilmiş bir üslupla toplum nezdinde benimsenir hale getirilmesi önemsenmelidir. Tarih bilimi eksenli geliştirilen ve halen de yürütülmekte olan yöntem tartışmalarının ağırlıklı olarak kurumsal-akademik zeminlerde yapılmış olması, sonuçta tarih alanının dilini ağırlaştırmıştır. Bu yüzden de toplum nezdinde karmaşık ve anlaşılması güç bir hale getirilmiştir. Yaşanan bu durumun eleştirisi temelinde tarih bilimi salt soyut-kuramsal bir olgu olmaktan çıkarılmalı, bir anlamda yaşamsal rehber haline getirilmelidir. Tarih bu temelde ele alınırsa, güncel başarısızlıklardan arınmada önemli bir çözün gücü olabilir.”

Verimli Hilal’de yaratılan kültür, doğu toplumlarının yarattığı kültür bir ana nehir kaynağı olarak doğru incelenip, tüm boyutları ile ortaya çıkarılıp, anlaşılmadıkça, batı kültür yaratımları hakikate uygun anlaşılamaz. Karşılıklı etkileşimleri, ortaya çıkan olumlu-olumsuz sentezler çözümlenmeden varılacak sonuç eksik kalır. Tarih bilimi ahlakına da uymaz.

Tarih biliminde ele alınması gereken diğer bir husus da düz ilerlemeci anlayış ve bunu katı nedenselliklere bağlama meselesidir. Doğada, toplumda her şeyin mekanik kurgu tarzında aksamaksızın başlangıçtan ileriye doğru yürüyeceğini ileri sürmek, doğanın ve toplumların reel tabiatına ve kanunlarına uygun değildir. Gelişmeler daha karmaşık, gel-gitli olduğu, ileriye olduğu kadar geriye ya da diğer farklı seçenekler doğrultusunda hareket edebileceğini kuantum bilimi ile büyük oranda açığa çıkmıştır. Toplumsal olaylarda da bu böyledir. Diyalektik materyalizme göre; İran Şah’ının rejimi sosyalist sisteme evrilmesi gerekirdi, oysa Orta Çağ totaliter İslami rejimin bir versiyonuna dönüşerek geriye doğru gittiği görülmektedir. Sovyetler Birliği ve bir bütün olarak reel sosyalist sistemin yıkılışı ve geriye düşüşü çarpıcı örneklerdir. Komünist sisteme evrilmesi beklenirken, kapitalist modernite ’nin kötü bir eklentisi konumuna düştü. Bu şu anlama gelmemeli, tarih bilinemez anlamında değildir. Tarih bilinebilir, yönü kestirilebilir, nihai noktayı olaylara müdahil olan iç-dış güçler belirleme şansına sahiptirler. Ama  gelişmeler hep düz çizgisel he ileriye doğru  işlemeyebilir. 20-03-2018

Hasan Özgüneş

Okumadan Geçme

Ayşe Öğretmen Cuma günü cezaevine girecek

Ayşe Öğretmen hakkında verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası onaylanmasının ardından, AYM’ye yapılan itiraz …

Bir Cevap Yazın