Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden ACI, YENİLGİ VE DİRENİŞ DOLU YÜZ YILLIK MÜCADELE (11)

                                                   ACI YENİLGİ VE DİRENİŞ DOLU YÜZ YILLIK MÜCADELE (11)

Birinci Körfez Savaşında Baba Buşh’un çağrısı üzerine Güney Kürtleri bir yerel isyan başlatarak Saddam düzenini güneyden söküp atmışlardı. ABD ve müttefikleri olan koalisyon güçlerinin Saddam’ı devirmekten vazgeçmesi, Saddam ordularının yine Kürtlerin üzerine yürümesine olanak tanıdı. Peşmerge’nin, halkın büyük bir panikle geriye çekilmesi ve söylenenlere göre bir buçuk milyona yakın insanın İran ve Türkiye’ye göç etmesi beraberinde trajik olay ve görüntülerin yaşanmasına vesile oldu. Binlerce insanın savaştan, açlıktan, soğuktan ve hastalıktan yaşamını yitirmesi ve dünya basınının bunu kamuoyuna sunması bir insani vicdan sorgulamasına cılız da olsa gidilmesini zorunlu hala getirdi.

“Böylesi zulüm ve acı görüntüleri tüm dünyada haber bültenlerinde en önde yer almaya başladıkça, kendisini sorumluluktan uzak tutan koalisyon liderliği de kamuoyunda eleştirilmeye başlandı. Koalisyonun petrolü korumak ve Kuveyt’teki otokratik rejimi yeniden kurmak için savaşmaya hazır oluşu ile Kürtleri ve Şiileri koruma konusundaki isteksizliği arasında bir çelişki vardı.”

O dönemde bir gazete şöylesi bir belirlemede bulunuyordu; “Mr. Major utanmadan, sanki isyan bizimle hiç ilişkisi olmayan anlamsız bir olaymış gibi, onlardan (Kürtlerden) bu isyanı çıkarmalarını istediğini hatırlamadığını söylüyor… Ocakta CIA’den Kürtleri isyana teşvik etmesini istediği söylenen ve Körfez Savaşın’da Kürtlere isyan etmeleri öğüdü veren adam ( Bush) şimdi berbat bir amnezi ( bellek tutulması) krizi geçiren biri gibi davranıyor.”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu mevcut manzara karşısında 5 Nisanda 688 no’lu kararı çıkarmak zorunda kaldı. Bu kararla Kürtlerin ve diğer Irak halkının uğradığı baskıyı kınıyorlardı. Barış ve sükunetin sağlanması için baskılara son verilmesi talep ediliyordu. Ayrıca yardıma muhtaç kitlelere uluslararası yardım kuruluşlarının yardımı ulaştırabilmesi için Irak Hükümeti’nin izin vermesi çağrısında bulunuyorlardı.

Beş yüz bine yakın insan Nisan sonlarında Türkiye sınırlarına dayanmıştı. Korkunç bir soğuk ve yağış vardı. Türk devleti başlangıçta onları içeri almak istemedi ve sınırda trajedi boyutunda bir durum yaşandı. Açlık, sefalet, ölümler tüm dünyanın gözü önünde bir filim sahnesi gibi duruyordu. İran’a gidenlerin durumu engelleme olmamakla beraber benzerdi. Ancak yine de İran’ın daha insani davrandığı söylenebilir.

Uluslararası baskıya dayanamayan Özal sınırı açmak zorunda kaldı. Aynı zamanda Kürt bölgesinde bir güvenlik şeridinin oluşturulması talebinde bulundu. Nisan ortalarında koalisyon güçleri Kürt bölgesinde bir güvenlik alanını oluşturduklarını ve buna 36. paralel adıyla uçuşa yasak bölge denildi. 18 Nisan 1991’de sınır yığılmasının rahatlaması için bazı mültecilerin geri dönmeleri sağlandı.

Zor durumda olan Kürt siyasi hareketi ve Saddam yeniden Özerkliği tartışmak için bir görüşme başlattılar. Celal Talabani başkanlığında bir heyet Bağdada giderek görüşmelerde bulundu. Görüşmeler sonrası Mam Celal Saddam’ın Devrimci Komuta Konseyini feshedip, altı ay içinde çok partili demokratik seçimlere gitmeyi kabul ettiğini bildirerek, Saddam’ın bu yaklaşımının desteklenmesi gerektiğini beyan etti. Bu beyanat kamuoyu tarafından şaşırtıcı olarak değerlendirildi. İlk etapta Mam Celal de, Mesut Barzani de görüşmelerden çok umutluydular, hatta Mayısta Kerkük dahil her konuda anlaştıklarını duyurdular. Ancak iş Haziran ayına geldiğinde durumun hiç de öyle olmadığı anlaşıldı. Tersine Cephenin tüm silahlarını hükümete teslim etmesi, radyoların kapatılması ve Saddam’ın hükümetine katılmaları istendi.  Cephe Temmuz ayında bu talepleri resmen red ettiğini kamuoyuna duyurdu. Eylül ve Ekim aylarında tekrar çatışmalar başlandı.  Yine sınırlara 100 bine yakın Kürt göç etti. Kasıma doğru bu sayı 200 bine ulaştı.

Saddam’a muhalif cephe 19 Mayıs 1992’de kendi bölgelerinde bir genel seçime gittiler. Sonuçta KDP %48 ve YNK de %45 oy aldı, diğer oylar küçük partilere dağılmış oldu. Şaibe hikayeleri de gündemden düşmedi. 105 sandalyeli parlamentoda KDP 50 ve YNK de 50 yani “fifti fifti” yapılarak diğer beş sandalye de diğer küçük partilere geçerek bir KDP-YNK hükümeti kurulmuş oldu. Uzun yıllar sonra Güneyli Kürtler bir seçim yapma ve de hükümet kurma, Parlamento sahibi olma şansı elde ettiler. bu bir tarihi eşikti.

Saddam Hükümeti Kürt coğrafyası üzerinde çok sıkı bir ekonomik ambargo uygulamaya başladı. BM yardım kuruluşlarının yardımlarını engelledi, hatta bombaladı. Yakıt ve gıda maddeleri dayanılmaz oranda pahalandı. Halk sıkıntıya girdi. Hükümet partilerine yakın kimi eşraf, komutan, ağa, müsteşar vb varlıklı kesimler normali aşan tarzda gelirden pay almaya başladılar. Kimi varlıklar satılarak adeta gasp edildiler. Bir örnek kabilinde 1992’de Erbil belediyesinin 700 aracından geriye 92 araç kalmıştı. Rewanduz barajının proje malzemeleri bile çalınarak ortadan kaybolmuştu. Bu işlerin öncülüğünü eski Saddam müsteşarları ve kimi ağalar vb yapıyordu. Halk rahatsızdı, ancak fazla yapacak bir şeyi de yoktu. Üretilen buğdayın önemli bir kısmı kaçak yollarla Saddam’a satılıyordu. Bilinçli bir politika ile Saddam yüksek fiyat vererek bölgeyi ekonomik olarak zor durumda bırakarak halkın hükümete isyan etmesini hedefliyordu.

Diğer bir boyutuyla Güney hükümeti Saddam’dan giderek umudunu kesmeye başladı. Yönünü Türkiye’ye çevirmeye başladılar. KDP ve YNK Ankara’da temsilcilik açtılar. Hatta bir ara Mam Celal ileri giderek Demirel’e Musul üzerindeki haklarını sormuş, Türkiye isterse onlarla bir federasyona gidebiliriz mealinde bir teklifte bulunmuştu.  İlişkilerin ilerlemesi ile Güney Hükümeti Türkiye ordusuyla birlikte Ekim- Kasım 1992 de PKK’ye karşı ortak bir operasyon düzenlediler. İki tarafında büyük kayıpları oldu. Hatta Barzani birkaç kez basın karşısında biz PKK ile olan savaşımızda 3 bine yakın peşmergemizi kaybettik diyordu.  Tabi ki bu durum tarihe unutulmayacak hazin bir sayfa olarak düşüyordu. Kürdün her zamanki trajik hali… Türkiye ile olan bu iş birliği bir sefere mahsus değildi. Defalarca tekrar eden bir durum haline geldi. Pratikte bunlar yaşanırken diğer boyutuyla Türkiye hükümeti Suriye, İran ile itifak halinde bir federe Kürt bölgesine karşı olduklarını ısrarla deklere ediyor ve bu yönlü politikalar da yürütüyorlardı. Hatta defalarca kırmızı çizgi olarak dünya kamuoyuna ilan edildi.

Güneyde bir seçim yapılmış ve bir parlamentoya, hükümete kavuşulmuş olması önemli bir tarihi adımdı. Ne var ki Güney Kürtlerinin demokrasi kültürlerinin zayıflığı, Ağalığın ve aşiretçiliğin gerileme yerine yeniden canlanmaya başlaması bir handikap olarak duruyordu. Ayrıca, Saddam döneminden kalma aşiret ağalarının yani diğer adıyla müsteşarların hem KDP hem YNK den onların ve aşiretlerinin oylarını alma ve yanlarına çekme amaçlı büyük itibar almaları ve bu iki partiye sızmaları ve Kadiri, Nakşibendi tarikatlarının İslami partiler adıyla, İran destekli olarak güçlenmeleri bu tarihi fırsatın değerlendirilmesinin önünde büyük engel olarak durdular. Üstüne bir de KDP ile YNK arasındaki uzun erimli rekabet hatta “düşmanlık” ve Behdinancılık ile Sorancılık da eklenerek işin daha da karmaşıklaşması ve içinden çıkılmaz hal almasına zemin oldu. Dolaysıyla bölgeyi hükümet ve parlamento değil iki güçlü partinin yöneticileri ve bizzat liderleri yönetti.  İki ayrı peşmerge ve polis gücü, iki partinin adeta ayrı memurları vs. fiili bir bölünmeyi ve iki ayrı hükümetmiş gibi bir durumu yarattı. Bu durum sürekli çatışma, kaos ve bu kaostan her türlü yolsuzluk, rüşvet, keyfi muamele ve deyim uygunsa bir anarşik ortam yarattı. Oysa Güneyli Kürtler yüz yıllık acı dolu ve direnen bir tarih ortaya koymuşlardı. Özgürlük, eşitlik, ulus olma, demokrasi ve onurlu bir yaşam hayalleri hep var ola gelmişti. Tüm Kürtlerin gözü onlardaydı. Başarmaları için her yurtsever Kürt duacıydı. Ne yazık ki deyim yerindeyse kazın ayağını bir türlü kıramadılar. Umut yine gelecek baharlara kaldı… ( Devam Edecek) 10.03.2018

                                                                                        Hasan Özgüneş

Okumadan Geçme

EMEKÇİLER İŞİMİZİ AŞIMIZI GERİ ALACAĞIZ !

 GÜNCEL… GÖRÜNTÜLÜ/Foto… İST. 21.05.2018-Bakırköy Özgürlük Meydanı   KESK’li emekçilerin direnişi 66. haftasına girdi   Bakırköy; …

Bir Cevap Yazın