Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden ACI, YENİLGİ VE DİRENİŞ DOLU YÜZ YILLIK MÜCADELE (10)

                               ACI, YENİLGİ  VE DİRENİŞ DOLU YÜZ YILLIK MÜCADELE (10)

                           Enfal Ve Halepçe’den Sonra Yine Katliam ve Kitlesel Göç

                Halepçe ve Enfal katliamları sonucunda Güney’in Kürt özgürlük mücadelesi büyük bir yara aldı ve halkın moral değerlerinin kaybına neden oldu. Türkiye’ye ve İran’a göçler meydana geldi. 1988 Ağustos itibari ile Türkiye’ye 60 bin güneyli mülteci olarak geldi. Gazlardan yaralanan binlerce insan söz konusuydu.

İran’da 1975’ten kalma 50 bin mülteci vardı. Saddam’ın gazabına uğrayan Feyli Kürtlerinden ve diğer Kürtlerden yaklaşık 200 bin kişi daha 1988 Ağustos itibari ile İran’a göç etmek zorunda kaldı.  Türkiye’ye gelen mülteciler büyük zorluklar, açlık ve kayıplarla trajedi yaşayarak girebildiler. Diyarbakır, Muş, Mardin, Yüksekova şehirlerinde kamplar oluşturularak yerleştirildiler. Açlık, barınma, eğitim ve sağlık sorunları dayanılmaz ölçüde yaşandı, yaşatıldı. Dönemin Başbakanı Özal, Saddam hükümetini desteklediği için doktorları vasıtasıyla Kürtlere karşı kimyasal kullanıldığına dair bulguya rastlanmamıştır beyanatını dünyaya duyurdu. Söz konusu Kürtler olunca ne bilim ahlakı ne de Hipokrat yemini bir şey ifade etmiyordu.

1989 ve 1990 yıllarında Saddam ajanlarının yardımıyla kamptaki halkımızın yemeklerine zehir katılarak katliam girişimleri kamplarda da sürdürüldü.  Ayrıca mültecilerin coğrafyalarına dönmeleri için de Saddam’la anlaşılarak her türlü baskı yapıldı. Saddam güya dönüşü kolaylaştırmak için bir af ilan etti.

            Halepçe ve Enfal katliamlarında başta Müslüman ülkeler olmak üzere kendilerini demokrat ve insan haklarına saygılı göstermeye çalışan dünya devletleri de Saddam’la olan ilişki ve çıkarları gereği sağır ve dilsiz kesildiler. Gözleri görmez, vicdanları işlemez oldu.

Hâlbuki YNK basın açıklaması ile Saddam’ın kimyasal kullandığını, Halepçe ve Enfal ile soykırım uyguladığını dünyaya duyurmuş ve resmen Birleşmiş Milletlere de başvurmuştu. İran savaşı durdurduktan sonra Birleşmiş Milletler, İngiltere Fransa kimi cılız sesler çıkarmaya çalıştıysa da sonuçta yine her şey devletlerin ekonomik çıkarlarına kurban edildi ve mazlum Kürt halkının acıları üzerinden Saddam’dan ihaleler alarak suspus oldular. Halepçe üzerinden bir yıl bile geçmeden Saddam’ın düzenlediği Uluslararası 1. Askeri Ürünler Fuarına; Fransa, İtalya, Yunanistan, Portekiz, Türkiye, Doğu Bloku ülkeleri ve Latin Amerika ülkeleri katıldılar.  ABD zaten her tür malzemeyi Saddam’a satıyordu.

                                                            Körfez Krizine Girilirken

                    Halepçe ve Enfal sonrası KDP onuncu kongresini Aralık 1989 da yaparak tekrar direnme kararı aldı. YNK de sahada sınırlı bir güçle bulunuyordu. Ancak Güney Kürt hareketi ve halkımız tüm yönleriyle büyük bir hezimeti ve moral çöküntüsü yaşıyordu. Peşmerge’nin çoğu göçlerle birlikte aileleri ile İran ve Türkiye’ye sığınmıştı. İçerde belki sembolik bir güçten söz edilebilirdi.

Güneyli Kürtlere karşı uygulanan soykırım ile Saddam bir kanlı iç zafer kazanmıştı. Aynı şekilde İran’a karşı dünyadan aldığı destekle de bir denge ve neredeyse kısmi zafer denilebilecek bir pozisyon yakalamıştı. Bu iki cephede aldığı sözde başarı ile Şia Arap vatandaşlarına da Basra tarafında bir katliam gerçekleştirdi. Bu üç cephede elde ettiği üstünlük ve bütün vahşet uygulamalarıyla dünyadan aldığı destekle sarhoşluk noktasına evrilen Saddam yeni maceralara girişme ve çevresine meydan okuma seanslarına başladı.

Arap devletlerinden destek almıştı, bu sarhoşlukla onlara meydan okuyarak bu coğrafyanın Babil imparatorluğunu yeniden canlandıracağını haykırmaya başlamıştı. Fırat-Dicle suları vesilesiyle Türkiye’ye de kafa tutmaya başlamıştı. Aynı zamanda İran savaşı boyunca Batıdan aldığı desteğe rağmen onları da dinlemez olmuş ve müttefikleri olan Arap devletlerini tehdit etmeye başlamıştı. Bunlar yetmiyormuş gibi Filistin’i destekleyerek İsrail’i haritadan sileceğini söylüyordu. Bütün bu şımarıklık ve maceralar ABD, İsrail ve AB’ni, Türkiye’yi ve birçok Arap devletini kaygıya düşürmüştü.

Saddam’ı bir gizli plan dâhilinde Kuveyt’e saldırttılar.  Kuveyt’in eski bir Irak vilayeti gerekçesiyle “Saddam bu tatlı lokmaya balığın oltaya takılması misali” takıldı. Saddam’a planı düzenleyenler bu kez karşı atağa geçerek 1990 yılında birinci körfez savaşı ile Saddam’ı yenilgiye uğrattılar.  Ordusunu darmadağın ettiler. Yüzbinlerle ifade edilen kayıplar, katliamlar gerçekleşti. Tecavüzler, açlık ve sefalet deyim yerinde ise diz boyuydu.

Bu konjonktürel durum Güneyli Kür hareketleri açısından yeni bir hamle yapma olanağı doğurdu. Ancak ABD ve müttefiklerine de güven duyma sorunu vardı. Bağımsız bir tutum sergileyeceklerini deklere ettiler. Kürt cephesi Şam’da Nasırcılar, Saddam karşıtı Basçılar ve İslami gruplarla bir cephe kurdular. Bu arada Saddam’ın önemli adamlarından İzzet İbrahim El Durri Kürtleri tehdit ederek Halepçe’yi hatırlattı.

Saddam Koalisyon güçleriyle savaşırken güçlerinin önemli bir kısmını Kürdistan’dan güney cephelerine çekti. Türkiye fırsattan yararlanarak Musul’un Saddam sonrası kendilerine verilmesi gerektiğini dile getirmeye başladı. İran savaşın İntikamını almanın hesaplarını gizliden yapmaya başlamıştı. Saddam sonrası planlamaları için Özal Kürt güçleri ile ilişki geliştirmeye başladı. Bir yandan Kürtler ciddi bir statü almasın diplomasisi uygulanırken öbür tarafta da Kürtleri kendilerine bağlama hesaplarına ciddi olarak hazırlandılar.

Saddam güçleri Şubat itibari ile yenilgiye uğradı. Neredeyse Bağdat düşüyordu. Saddam sonrasından kaygı duyan koalisyon güçleri Saddam’ın tümden düşürülmesinden yana değillerdi. Durumdan yararlanan Güney Kürtleri bir kısım “Cahşları” ile birlikte ayaklandılar. 4 Mart 1991 de Ranya’da ayaklanma başladı. Ardından Duhok, Erbil, Süleymaniye, Zaho vb. şehirler ele geçirildi. Barzani’nin deyimiyle; “Ayaklanmayı bizzat halk başlattı, bunu beklemiyorduk” diyordu. Bu ayaklanma esnasında 15 bin Peşmerge gücü 100 bine ulaştı. 19 Marta dek Kifri, Tuz Hurmato, Çemçemal ve Kerkük Kür güçlerinin eline geçti. Ne var ki bu zafer ve coşku yine yeni bir katliam ve göçün habercisi gibiydi.

                                                 Yeni Bir Trajedi ve Kitlesel Göç

ABD ve Koalisyon güçleri Bağdat’a yürümeyip, Saddam’ı ayakta tutmanın kararına vardıktan sonra; Saddam en güvenilir birliklerini zırhlı araçlarla 13 Mart’ta Kürdistan halkının üzerine sürdü. Kerkük’te 5 bin üzerinde insanı tutsak ederek çoğunu katletti. Talabani ve Barzani ortak bir açıklama ile Buş’u suçladılar: “Irak halkını Saddam Hüseyin’in zalim diktatörlüğüne başkaldırmaya siz davet ettiniz” diye sitem ettiler. Saddam’ın 28 Mart’ta tank, top, uçak, helikopter desteğiyle başlattığı ikinci hamleye karşı direniş güçleri dayanamayıp dağlara çekildi. Kısa zamanda Kerkük, Erbil, Duhok, Zaho ve diğer birçok yer düştü. Kerkük, Duhok ve Tuz Hurmato civarından 100 bine yakın insan tutsak edildi 20 bine yakın Kürt ve Türkmen katledildi. Enfal ve Halepçe anıları taze olan halk paniğe kapılarak kitlesel olarak yurtlarını bırakarak İran ve Türkiye’ye göç ettiler. Bu harekatta 1,5 milyon Kürd’ün göç ettiği söylenir. Yine Kürdün kaderi gibi yakasını bırakmayan acılar, açlık, sefalet, katliam ve göç yolları…  Aynı zamanda bir başka bahara kalan özgürlük tutkusu… (Devam Edecek) 11.02.2018

Not: Kaynak; (David Mc Dowall, Modern Kürt Tarihi, Doruk Yay. Ankara, 2004, Kitabından yararlanılmıştır.)

 

                                                                                                 Hasan Özgüneş

Okumadan Geçme

EMEKÇİLER İŞİMİZİ AŞIMIZI GERİ ALACAĞIZ !

 GÜNCEL… GÖRÜNTÜLÜ/Foto… İST. 21.05.2018-Bakırköy Özgürlük Meydanı   KESK’li emekçilerin direnişi 66. haftasına girdi   Bakırköy; …

Bir Cevap Yazın