Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (14)

                                TARİH VE TARİHE BAKIŞ (14)

                                Tarih Biliminin Yararlandığı Bilimler ve Kaynaklar

                              “Biz tek bir bilim tanırız o da tarihtir.” (Marks-Engels)

Tarih biliminin kapsayıcılığı konusunda bu sözden daha açıklayıcı bir söz bulmak zor olsa gerek. Tarih alanı; evreni, doğayı, insan-toplum ilişkilerini ve ürettiklerini inceleyen bir bilim olduğuna göre, yararlanacağı birçok bilim dalı ve aracın olacağı kuşkusuzdur. Tarih bilimi, Arkeoloji ’den, Jeoloji ’den, Paleontoloji ’den, (yeryüzünde yaşamış varlıkları inceleyen bilim) Anatomi ’den, (hayvan ve bitki yapılarını inceleyen bilim) yararlanır. Aynı zamanda Lengüistikten, (dil bilmi) Etimolojiden, (etnik yapıları inceleyen) Coğrafyadan, Antropolojiden, Sosyolojiden vb. birçok bilim dalından yararlanır. Tarihin kaynakları yazılı olduğu gibi, görsel ve sözlü de olabilir. Yazılı dokümanlar, belgeler, farklı bulgu çeşitleri, yani sözcükler, göstergeler, yapılar, bir kiremit parçası, bir yabani ot veya hayvan kalıntısı, koşum takımı, aletlerden, bir kaya resminden, figürden, kaya tetkiklerinden, bir eski metal veya taş parçasından veya üretilen herhangi bir şeyden yararlanmak olanaklıdır. Arşivler, müzeler, sanat ürünleri, insan faaliyetlerinin kalıntıları, vs. tümü yararlanılabilir kaynaklardır. Basılı kaynaklar, basın-yayın dokümanları, güncel yayınlar, el ilanları, bildiriler, afişler, görsel- işitsel yayınlar, malzemeler, canlı tanıklar vb. birer kaynak olarak yararlanılabilecek verilerdir.

Tarih kaynakları açısından geriye doğru gidildikçe iş hem zorlaşır hem de elde edilen kaynakların önemi artar. Yakın Doğu’da, dünyada yapılan kazı-inceleme ve araştırmalarla milyonlara varan yıllara doğru gidilebiliyor. Elde edilen çok yönlü bulgular tarih biliminin netleşmesi ve güçlenmesi açısından pozitif bir etki sağlıyor. Yakın Doğuda çıkarılan Sümer, Asur, Babil, Hitit, Mısır, Med, Kassit (Karduniş) Hurri, Mitani ve  Paleolitik döneme dek giden diğer toplulukların ürettikleri ürünleri, metal, taş aletler vs. altın değerinde katkılar sunmuş ve tarihin anlam ve kapsamını derinleştirerek güçlendirmiştir.

Bir arkeoloğun dediği gibi: “bir kazma bazen tarihin seyrini değiştirebilir.” Son 50 yılın arkeolojik araştırmaları gerçekten tarihin boyutunu, içeriğini çokça zenginleştirmiş ve ayakları üzerine oturttuğu rahatlıkla söylenebilir. Her belge, bulgu yeni bir tanıktır. Önemli olan onu konuşturabilmek, anlam yükleyebilmek ve sonuç çıkarabilmektir. Elbet ki objektif yaklaşım hakikati yakalama ve insanlığa mal etme açısından elzemdir.

Finley’in, bu konudaki şu vurgusu önemlidir; “tarihçinin yöntemi, her bir tarihsel sorun için, ne kadar ufak da olsa her türden göstergelerin bütünlüğü hesaba katarak dokümantasyondaki yetersizlikleri telafi etmektir. Her tür kaynağı dikkatle incelemesi, sistematik tarzda eleştirmesi gerekir, aceleci kıyaslamalardan uzak durulmalıdır” der. (François Cadıou ve arkdş. Tarih Nasıl Yapılır, iletişim yay. İst. 2013, S. 232)

Tarihçinin, tarihe bakışında, felsefi, ideolojik yetkinlik konumu önemlidir. Olay ve olgulara bakış, bir belgeye anlam yükleyişi durduğu yerle direk bağlantılıdır. “Viyana Kuşatması” bir Viyanalı milliyetçi tarihçi ile bir Osmanlı milliyetçi tarihçi açısından anlam biçme, sonuç çıkarma açısından farklı olacağı pek kuşku götürmez. En kestirme ihtimal ve dar anlamı ile Viyanalı ülkesine “barbar” bir saldırı ve savunmanın kutsallığı gözüyle bakar, diğeri açısından “fetihçi ruhun kutsallığı” ve kahramanlığı şeklinde anlamlandırabilir.

                                    Tarih İle İlgili Önemli Bazı Hususlar

Tarih Felsefesi: “Bütün bir tarihsel sürece ilişkin olarak geniş kapsamlı bir açıklama ya da yorum sunmayı amaçlayan; Tarihin amacı nedir? Tarihsel değişim ve gelişimi yöneten temel yasalar nelerdir? Sorularını doyurucu bir biçimde cevaplamaya çalışan felsefe disiplini; insanın tarihine ve tarihi kaydetme ve yorumlama teşebbüslerine ilişkin felsefi araştırmadır.” (Ahmet Cevizci,  Felsefe Sözlüğü, Paradigma yay, 8. Baskı, İst. 2013, S. 1488) 

Tarihin felsefesi, tarihin amacı, anlamı, rolü, biçimi, yöntemi vb. birçok hususla ilgilenir, irdeler, yorumlar, yol ve perspektif sunar. İnsanlığın geçmişini, bugününü, kavrama ve geleceğine ilişkin öngörüde bulunabilmesine zemin yaratarak katkıda bulunmayı kolaylaştırır, sebep-sonuç ilişkisini sorgular, dersler çıkarmaya yardımcı olur.

Tarih faaliyeti, bazen sınırlı bir alanı kapsadığı için, tarih felsefesi, tarihin tüm alanlarına ilişkin sorgulama, tarihin doğasıyla ilgili felsefi araştırma yapar ve verilerini sunmaya çalışır. Tarih felsefesinin iki farklı yaklaşımı olduğu söylenebilir:

1-Geleneksel (klasik) Tarih Felsefesi; insanın bir bütün olarak görülen geçmişini tutarlı bir biçimde yorumlamayı amaçlayan, örneğin tarihin beli bir ilahi planın açımlaması olduğunu ya da tarihsel ve toplumsal fenomenlerin üç hal yasası veya diyalektik yasalar türünden birtakım evrensel yasalara uyduğunu savunan, bütün bir insan geçmişinin doğa yasalarına benzer nitelikte genel geçer yasalarla açıklanabileceğini iddia eden bu tür bir tarih felsefesi, yani; “spekülatif tarih felsefesi” olarak bilinir. Daha çok 18. yy’dan sonra gelişen bir tarih felsefesidir.

2- 20. yy’da gelişen eleştirel yaklaşım ya da “Analitik Tarih Felsefesi”; olayların fiili dizilişi veya tarihsel sürecin kendisiyle değil de, tarihçinin malzemesini ele alırken kullandığı yöntem ve katagorilerle ilgilenir. (a.g.e. S. 1488-89) 

Saindt Simon, Candillac, Condorcet, Comte, Hegel, Marks vb. düşünürler spekülatif tarih felsefesini savundular. Bu düşünürler, tarihte bir amaç, düzen ve ilerleme olduğunu savundular. Aydınlanma ve doğa bilimlerinin geliştiği bir dönemde bu anlayış şekillenmeye başlar. Yine bu dönemde toplumsal yasaların doğa yasalarına benzer bir biçimde formüle edilebileceğini ve işleyebileceğini ileri sürdüler. Bu “Pozitivist” bir tarih anlayışıydı.

Schopenhauer ve Papper bu fikrin kanıtlanmış bir doğru değil de, bir inanç olabileceğini iddia ettiler. Aynı zamanda Herder ve Vico da bu tarih felsefesi anlayışına karşı çıktılar. Vico’ya göre tarihsel bilgi; “ olgusal bilimlerdeki bilgilerden farklılık gösterir.” Vico, bir şeyi tam olarak bilmek için, onu yaratmakla mümkün olabileceği görüşündedir. Fizikçinin konu aldığı doğal gerçeklik “Tanrı” yaratısıdır. Onu yalnız tam olarak tanrı bilebilir, toplumsal yaratılar insan eliyle olduğu için de, insan onu bilebilir der.

Hegel ise; toplumların organik bir doğaya sahip olduğunu, farklı dönemlerin mukayese edilemeyeceğini, tarihsel hareketlerin diyalektiksel yolla açıklanabileceğini savunur. Marks, Hegel’in diyalektiğini ayakları üzerine oturttuğunu söyleyerek, tarihin içsel dinamiğinin üretim araçlarındaki değişmelerden kaynaklanan çatışmalarda olduğunu öne sürer.

Dilthey ve Croce; “tarihçinin görevi tarihi anlaşılır hale getirmektir.” Tarihin ilkelerini, tarihin bilgisini, koşullarını, ön kabullerini gözler önüne serip, sağlam bir kavrayışa kavuşturmak da tarih felsefesinin görevlerindendir” derler.

Collingwood 20. yy’da bu ekolü geliştirmiş, çağdaş tarih felsefecileri akımına zemin yaratmıştır. Bu akımda tarih kavram ve terimlerini inceleyerek, anlamlarını açıklamaya çalışmışlardır. Tarihçilerin, tarihi çağlara bölme ve sınıflandırma tarzlarını ve konuyla ilgili yorumlarını, mantıksal yaklaşımlarını tartışmaya açarak eleştirmiştir. Tarih felsefesi tartışmasız çok geniş bir konudur.  Bir ön bilgi mahiyetinde bu yazılanların yararlı olacağı kanısı ile sunulmuştur.  Kuşkusuz daha derinlikli araştırma ve tartışmaların gerektiği de ayrı bir realite olarak önümüzde duruyor. (Devam Edecek) 10.02.2018

                                                                                                     Hasan Özgüneş

 

Okumadan Geçme

Adalet arayışlarının 321’inci haftasında açıklama yapan Roboskili aileler

Adalet arayışlarının 321’inci haftasında açıklama yapan Roboskili aileler, katliamın üzerinden 2 bin 247 gün geçmesine …

Bir Cevap Yazın