Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (13)

                                                               

 

 TARİH VE TARİHE BAKIŞ (13)

                                                                    Tarih ve Zaman

                                                  “İyi tarihçinin zamanı veya milleti yoktur.” Fenelon

Kosellek, zaman konusunda şu vurguyu yapar: “geçmişin bilgisi olan tarihin inceleme konusu zamandır. Fakat tarihin zamanının neyi temsil ettiğini tanımlamak, tarih biliminin sorduğu sorular arasında cevap verilmesi en güç olandır” der. (a.g.e. S. 267)

Kosellek, 18. yy’da “Tarihin Zamanı” veya “Tarihselliğin akışının” izini sürmeye çalışır. Kosellek’e göre; antik çağdan klasik çağa kadar zaman kavrayışı statiktir. Ayrıca Kosellek, 1500-1800 arasında tarihin zamanlaşmasına tanıklık ederiz, sürecin sonunda modern dünyamızın alametifarikası ( farklı belirtileri, izleri) olan tarihin hızlanmasına şahit oluruz” der. (a.g.e. S. 268) 

Cicero, Helenistik modellere referansla, “Hayatı Öğreten Tarih” kavramını üretti. “Kendi kendimize öğrenmediğimiz şeyleri başkalarının deneyimlerini izleyerek öğrenmemiz gerekir“ der. Jean Bodin, Cicerocu bu anlayışı benimser. Tartışmasız tarih insanlığın belleğidir. Bu bellekten yararlanmak aydınlanmaktır. Geçmiş deneyimlerden faydalanarak, bugüne, geleceğe anlam biçebilmektir.

Öcalan’ın: “Biz tarihin başlangıcında, tarih bizde gizlidir.” Sözü anlamlı ve çarpıcı olduğu kadar tarih-zaman bütünlüğünü ortaya koymaktadır.

Tarihin zamanla ilişkisi, semavi dinler açısından kendine özgü bir anlamı olup, başı ve sonu olan bir olgudur. Başlangıç, Âdem ile başlar, sonu da Eskaton ya da kıyamet ile biter. Daniel Kitabında; dört evresel hükümranlık durumuna göre zaman bölümlere ayrılmıştır. 1- Altın 2-Gümüş 3-Bronz 4- Demir Çağları şeklinde olup sonunda da kıyamete varılacaktır. Bu zaman sonlaması konusu inananlar açısından beklenen bir husus olup çizgiseldir.

On yedinci yüz yıl’dan itibaren bu statik anlayış tartışılır hale gelerek değişmeye başlamıştır. Yeni bir zaman anlayışı ile Avrupa’da; tarih artık zamanda cereyan etmez, zaman tarafından yapılır fikrine ulaşılır. Zaman tarihin içsel gücü,  devindirici kuvveti şeklinde algılanmaya başlar. Bu anlayış teolojik bakış yerine doğacı bakışla gerçekleşir. Buffon, doğayı canlı bir eser ve etkin bir işçi olarak ifade eder. Tarihle ilgili tartışmalar derinleştikçe, tarihin salt geçmişin bilimi olmadığı, aynı zamanda şimdiki zamanı da kapsadığını dillendirmeye başladılar.

Şimdiki zaman tarihçiliğinin; tanıklara, faillere ulaşma şansı olduğu için metodolojik olarak avantaja sahip olduğu görüşü hâkimdir. Jakues DeThou bu konuda şunu ifade eder; “güncel olayların hatırasını korumaya ve onları sonraki kuşaklar için saklamaya önem vermek gerekir” der. Bu yaklaşımın önde gelen tarihçilerinden biri, jean Bodin’dir. Bodin; “imparatorluklar eskirken tarih ile nihayet genç kalır” der.

Kosellek, tarihçi konusunda; “tarihçi tarihi üretmelidir, sebeplerini taramalı, uzun vadede etkili olabilecek nedensellik bağları kurgulamalı, tarihin başını ve sonunu tanzim etmelidir. Kısacası kaynakları gözetecek bir bakış açısı benimsemelidir” der. (a. g. e. S. 274)

  1. yy’ın sonlarında doğru tarihçiler zaman sorununu daha belirgin tartışır hale geldiler. Francois Simiand, tarihçiler kabilesinin üç putunun; siyaset, bireylik ve kronolojik putların geçersizliğini ilan eder. E. Durkheim ve öğrencilerine göre; sadece toplumsal ilişkiler incelenmeliydi. Vidal ise; toplumun çevre ile olan ilişkisini öne çıkardığı görülür. Bu konuda F. Braudel, 2. Felipe döneminde “ Akdeniz ve Akdeniz Dünyasında” (1949) bu sözü edilen hususları güzel bir biçimde bir araya getirir. Üç ayrı zamansallığı öne çıkarır.

1- Coğrafi ve yarı hareketsiz bir zamansallık türü olan uzun dönem. (coğrafik zaman)

2-Orta zaman döngüselliklerindeki salınımlar. ( yani toplumsal zaman)

3-Bireyin zamanı. Broudel, “ayırımı süreye göre değil de hareketin ritmine göre yapılmalıdır” der.( a. g. e. S. 276)

  1. yy’da doğrusal tarih anlatısından giderek bir uzaklaşma yaşandı. Özellikle Aneles Ekolünün “uzun dönem” anlayışı olaysal ve biyografik tarih anlatısı tarzına gölge düşürmeye başladı. Siyasal, askeri, konular yerine, toplumsal, ekonomik, coğrafik, vb. konular öne çıkmaya başladı. Bu da beraberinde tarih bakışını içeriksel olarak yeni bir boyuta taşırdı.

                                             Tarihin Sonu İddiası

Berlin duvarı yıkıldığı yıl, memur olan Amerikalı Francis Fakuyama, “The National Interest Dergisinde” “tarihin sonuna” hükmeden bir makale yayımlar. (1992) Reel Sosyalizmin yıkılışıyla, liberal demokrasi ve piyasa ekonomisi modern toplumlar için tek geçerli olanak haline geldiğini söyler. Tarihi, başı, ortası ve sonu olan bir süreç olarak görür. Tarihsel evrimin, Marksistlerin söylediği gibi komünizmle değil, kapitalizmle sona erdiğini savunur.  Bu bakışa sahip çıkan tarihçiler olduğu gibi, kapitalist modernitenin ideologlarının da sempatiyle baktıkları biliniyor. Ancak tek cümleyle söylemek gerekirse, tarih toplumsal iktidar biçimleriyle sınırlandırılarak sonlandırılacak bir bilim değildir. Toplumlar-insanlar var oldukça tarih de var olmaya devam edecektir. (Devam Edecek) 4.1.2018

                                                                                                                             Hasan Özgüneş

Okumadan Geçme

CHP’nin İzmir, Ankara ve İstanbul milletvekili adayları netleşti

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda toplanan MYK ve PM toplantısının ardından İstanbul 1’inci Bölge adayları büyük oranda …

Bir Cevap Yazın