Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (12)

 

 TARİH VE TARİHE BAKIŞ (12)

Anales Okulu

Lucien Febvre ve Marc Bloch tarafından 20. yy’ın tarih felsefesi ve yöntemi açısından en çarpıcı ekol kuşkusuz “Anales Ekolüdür.” Savunulan bu ekol bir dergi ile kendisini duyurmaya çalışır. Fransız Üniversitelerinde yüz kadar tarih öğretmeni ilk etapta sahiplik ederek, zamanla bin öğretmene kadar sayısını arttırır.

Aneles Ekolünden, Lucien Febvre; (1878-1956) tarih tezinde insan ile çevresi arasındaki ilişkileri sorgulayan bir yaklaşımla diğer sosyal bilimlere de el atar. Coğrafya, Sosyoloji, Psikoloji vb. bilim dallarından da yararlanılarak tarihle olan bağları ve etkileri değerlendirmeye alınır. “Kollektif Zihniyetler Tarihini” esas almaya çalışırlar.

1929’da Strasburg Üniversitesi’nden arkadaşı Marc Bloch ile birlikte bir dergi çıkarırlar. Kültürel bütünlüğe önem vererek tarihsel süreci öne çıkarırlar. Kendi tarih anlayışlarını bu dergide yansıtmaya çalışırlar. Derginin adı; “Les Anales Histoire Economique Et Socialedi” yani, Ekonomik ve Toplumsal Tarih Yıllıkları adını taşıyordu. Kısaca Aneles Dergisi denilirdi. Tarih disiplininde devrim yarattıkları iddiasıyla kendilerini kitlelere duyurmaya çalıştılar. Onlara göre: 19. Yüzyılın sonundan itibaren tarihin ilerleyişi durmuştu. Ekonomi ve Sosyoloji sorunlarına hızla eğilirler. Ancak, metodcu Tarihçilerin, Durkheim’in ve sosyologların saldırılarına uğrarlar. Onlara göre, “amprizimden (deneycilikten) uzaklaştığı anda tarih sosyolojiden ayırt edilemez hale gelir.”(François Cadıou ve arkdş. Tarih Nasıl Yapılır, İletişim yay. İst. 2013, S. 104)

Bu ekola göre; tarihçi bir ikonografiyi fark edip çözmesini bilmelidir. Haritaları, planları açıklayabilmeli, geçmiş çağlara ait şeylerle ilgilenmeli, kıyaslamalar yapabilmeli, mekânsal ve zamansal hususları dikkate almalıdır.

Febvre’nin (1956’da) ölümünden sonra Fernand Braudel 1968’e kadar bu derginin yöneticiliğini yapar. Bu ekol; büyük insanlar ve olaylar, siyaset, diplomasi, savaş vb kronoloji etrafında şekillenen tarih imajına savaş açarak yeni bir belleğin ve anlayışın oluşturulmasına çalıştılar. F. Braudel, “üç zaman “ tezini geliştirir. Bu üçlü zamansallığın; 1-Yapı 2- Konjoktür 3- Olay olduğunu ifade eder. Unsurları da şunlardır; Coğrafi zaman yani ortamın zamanı. Ekonomik gelişmelerin, devletlerin, medeniyetler arası temasın toplumsal zamanı. İnsanların seçim ve niyetlerin zamanı, “uzun süre incelemesi” şeklinde ifade eder. (a.g.e. S. 106)

Coğrafi zaman yani ortamın zamanı; ekonomik gelişmelerin, devletlerin, medeniyetler arası temasın toplumsal zamanıdır. Hedef; kolektif medeniyetler sisteminin küresel tarihini yazmayı mümkün kılacak zihinsel yapıların uzun tarihini inşa etmektir. Bu ekolün diğer bir yaklaşımı, tarihin parçalanması konusuna yapılan itirazdır. Tarih sahasının, konusunun sınırsız olması gerektiğini ve bu bağlamda “ Tarihsiz Halklar” düşüncesini ve pratiğini güncel hale getirirler.

Michel Foucault (1926-1984) bu ekolün önemli yazarlarındandır. “Deliliğin Tarihi” , “Cinselliğin Tarihi” tartışmalı eserleri arkasında bırakarak tarihe görünmeyen alanlar açmıştır. Toplumsal zamanda oluşan olay-olgular arasındaki ilişkiler onun için esastır.

Tarih bilimi geliştikçe, alan itibari ile de son zamanlarda genişlemeye başladı. Siyasal Tarih, Sosyal Kültürel Tarih, Fikirler Tarihi, Seçim Sosyolojisi Tarihi, Ekonomi Tarihi, Siyasal Tarih, Mikro (bireysel) Tarih vb alanlarda tarihin konusu zenginleşerek renklenmeye başlamıştır. Kısacası Tarih; evrende, doğada, toplumda var olan her hususu kendi alanına alarak onun tarihini oluşturabilir. Bu yönüyle, “biz tek bir bilim biliriz o da tarihtir.” (Marx-Engels) Sözü yeterince açıklayıcı ve kapsayıcıdır.

Özellikle 1960′ lardan sonra “Kültür Tarihi” alanında gelişme meydana gelmeye başladı. Tarih ile Sosyoloji ve Antropoloji vb bilim dalları arasında bir diyalog, yakınlaşma sağlanarak alan pratik anlamda genişletildi. İnsanların ölüm karşısındaki tutumları, aile yapıları, cinsel yaklaşımları, iktidar yaklaşımları, din anlayışları ve hayatın diğer alanlarıyla ilgili konuları ve hareketlenmeleri zaman mevhumu içerisinde ele alınmaya ve tarih konusu yapılmaya başlandı. Bu yaklaşımla bireyi toplumsal tarihin konusu haline getiren “Mikro tarihlerin” de gelişmesine olanak sundu.

Vovelle’in, ifadesi ile “her tarihçinin kendi tarihsel nesnesini kültürel alanda yeni üretilen ve bu nesneyi hem koşullayan hem de yansıtan temsillerden yola çıkarak inşa etmeye meylettiğini söyleyebiliriz. Böylece siyasal, sosyal, toplumsal, ekonomik, dini ve askeri unsurlar insan hayatının farklı alanlarının birbiriyle kaçınılmaz temellendirme eğilimindedir. Nihayetinde tarih geçmişte ve şimdi de yaşayan insanın etrafındaki dünyayı algılama tarzıyla yakından ilişkili bir bilgi türüdür.” (a.g.e. S. 303) (devam edecek) 26.01.2018

                                                                                                               Hasan Özgüneş

Okumadan Geçme

Hasan Özgüneş’in Kaleminden DILDARA BOTAN

    DILDARA BOTAN Ey! Hevala Rukîye; Keça dildara Botan, Hevala penaber; Xwediyî kul û …

Bir Cevap Yazın