Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (11)

 

TARİH VE TARİHE BAKIŞ (11)

                   Tarihin Tarihsel Gelişiminde Materyalist Tarih Anlayışı

                  “Biz tek bir bilim tanırız o da tarihtir.” Marks-Engels

Materyalist tarih anlayışı hiç kuşku yok ki kendinden önceki tarih anlayışlarından esinlenerek ve onları eleştirerek de var olmaya çalışmıştır. Bu kuramın kuramcıları; Marks ve Engels olup, Lenin, Mao vb. önemli şahsiyetler katkı sunmuşlardır. Marksist tarih kuramı idealist kurama nazaran bilimi daha esas alan bir kuramdır. Eleştirilecek yönleri olmakla birlikte en revaçta olma konumunu koruyor.

19.  yüz yıl tarihin çokça tartışıldığı ve giderek bilim dalı olarak netleştiği bir yüzyıldır. Felsefe ile olan sorunları aşağı yukarı bir netliğe kavuşturduğu söylenebilir. Marks ve Engels bu dönemde “Diyalektik Materyalist Tarih” anlayışını geliştirirler. 19. yy’ın ortalarından sonra bilim ve teknikte ciddi gelişmelerin olması, bilim dallarının da gelişmesine olanak sunmuştur. Aynı zamanda bu dönemde “kapitalizmin” gelişim gösterdiği ve toplumsal çelişki ve çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemdir de. Ezilenlerin, halkların mevcut çelişkilerden muzdarip oluşları ve arayış içerisine girmeleri aynı zamanda bir kurtuluş perspektifini de adeta zorunlu kılıyordu. Materyalist tarih anlayışı bu sürecin bir ürünüdür. Günün ve dönemin sorunları irdelenmiş, tartışılmış, geçmişle olan bağı kurularak, çözüm yol ve yönteminin ne olabileceği konusunda sözü edilen “materyalist tarih felsefesi” vücuda kavuşturulmuştur.

Engels’e göre;Tarihsel Materyalizm” bütün tarihsel olayların sonsuz nedenlerini ve büyük itici gücünü toplumun ekonomik gelişmesinde, üretim biçimlerindeki dönüşümlerinde ve sınıfların birbirlerine karşı savaşmalarında arayan bir görüştür.” ( Mezopotamya Siyasal Tarihi, Suat Gökalp, S. 53, Belge Yay. İst. 2007.)

Tarihi Materyalizm, toplumsal gelişmelerin yasalarını tarihsel olarak inceler. Diyalektik yöntem esas olarak gelişim yasalarını, çelişki ve çatışmalarını, temel dinamiklerini bütünlük içinde ele alan, inceleyen ve bir sisteme kavuşturan bir kuramdır. Bu Diyalektik Materyalist Yöntem, doğaya, topluma ve tarihsel gelişimine uygulanmaya çalışılır.

Marks’a göre; “Tarih, sınıfların çatışmasından ibarettir. Ayrıca kendi amaçları peşinden koşan insan etkinliğinden başka bir şey değildir” der. (S. Gökalp a.g.e. S.53)

Görüldüğü gibi bu bakış açısı tarih biliminin kapsamı ve sınırlarını belirleme açısından tartışmaya değer bir bakış olup bağrında sorunlar taşır. Sınıflar öncesi insan tarihine ne denilecek? Neolitik, Mezolitik ve paleolitik dönemlerine yani bir bütün olarak “Doğal Toplum Dönemine” ne ad ve anlam verilecek? Bu boyutuyla kapsamlı değerlendirmelere ihtiyaç olduğu açıktır.

“Materyalist Tarih bakışına göre; insan türü üretim içinde gelişip toplumsallaşır. Toplumsal yaşam karmaşıklaşan ilişki ağını ifade eder. İnsanlar yeni olaylarla karşılaşırlar. Bu aşamada olaylar artık yeni bir karakter kazanır. İnsani, toplumsal karakterli bir hal alır. İnsani-toplumsal olaylar demek, insanlığın kendilerine ait bir tarihe kavuşması, böylesi bir tarihin başlaması demektir. Bu hususlardan dolayıdır ki, materyalist tarih anlayışına göre “tarihin özü insan etkinliğidir. Toplumsal yaşama egemen olan şey ihtiyaçların giderilmesine yönelik iştir.” (Mezopotamya Siyasal Tarihi, S. 55, Karl Mark Alman İdeolojisinden aktarım)

Çıkan sonuç olarak şöyle toparlanabilir; üretim toplumsal tarihin ön koşulu olarak görülüyor. Üretim ilişkileri diğer önemli husustur. İnsanlık tarihi bu tabana dayandırılıyor. Tarihsel-toplumsal yasalar bu zeminden çıkarılmaya çalışılır. Bu nedenle, “ekonomi” en temel alanı ve yasaları oluşturur. Çağa göre biçim değiştirir. İnişli çıkışlı süreçler olsa da “ilerlemeci tarih” anlayışını Marksistler de benimserler.

Materyalist tarih anlayışına göre, ekonomi hem yasaları, hem aklın şekillenişinin zeminini oluşturur. Maddi ilişkiler ekonomiden doğar. Bu da üretim güçlerinin ve üretim güçlerinin ilişkilerinin durumunu belirler. Üretim güçleri; iş aygıtlarını, makinelerini, tekniğini, insan tecrübe ve becerilerini içerir. Üretim ilişkileri ise; üreticiler ve üretim araçlarına sahip olanların üretim içindeki sınıfsal ilişkilerini ve konumlarını belirler. Toplumsal sınıflar bu zemin üzerinden oluşur ve gelişir.

Marks, yaşanan devrimleri; “tarihin itici gücü, lokomotifleri olarak görür.” Tartışmalı konulardan biri, “zorunlu tarihsel yasalar ile iradi müdahale “ arasındaki ilişkidir.  Her iki husus karşılıklı ilişki ve etkileşim halinde görülür. Yani toplumun temeli, “üretim biçimine “ dayandırılır. Formülasyon olarak Materyalistler şu şekilde biçimlendirirler; ”ekonomi altyapıdır, altyapı üstyapıyı, üstyapı da altyapıyı şekillendirir.” Denge bozulması durumunda kriz çıkar ve yeni bir evre başlar. Bu da sınıflar arası çelişkinin mahiyeti ile alakalıdır. Toplumsal yasalar zorunluluk olarak görülür, insan iradesi, müdahalesi ona etki edebilir, yönünü belirleyebilir anlayışı öne çıkar. İnsan iradesi, çelişkileri derinleştirebilir, değişimi hızlandırabilir bakışı egemendir.

Marks, bu diyalektiği geliştirirken Hegel’den yararlanmıştır. Kendi deyişi ile ; baş aşağı duran “Hegel Diyalektiğini” ayakları üzerine koyar. “Marks’a göre; dünyanın tamamlanmış şeylerden değil, süreçlerden oluşan bir bütün olduğunu ileri sürer. Nihai ve mutlak bir şey yoktur. Sadece kesintiye uğrayan oluş ve yok oluş süreçleri vardır” der. (Dünya Felsefe Tarihi, H. J. Storıc S. 465 Say yay.)

              Lenin, diyalektik evrim kuramını şöyle açıklar; “geçtiği evrelerden adeta bir kez daha, ama farklı bir şekilde daha yüce bir evrede geçen bir evrim (olumsuzlamanın olumsuzlaması) düz bir çizgide değil, adeta sarmal şekilde meydana gelen bir evrim atlayan felaketlerin bağlı olduğu devrimci bir evrim yavaş yavaş gidenin kesilmesi, niceliğin niteliğe dönüşmesi, çelişkiler bilinen bir cisim üzerinde veya bilinen bir fenomenin veya bilinen bir toplumun dahilinde etkili farklı kuvvetlerin ve eğilimlerin harekete geçirdiği içsel evrim dürtüleri karşılıklı bağımlılık ve her fenomenin tüm yanlarının sıkı ve ayrılmaz bağlamı hareketin tek tip ve yasalara tabi bir dünya sürecini meydana getiren bir bağlam; tüm bunlar diyalektiğin bazı özellikleridir. “ der. (Dünya Felsefe Tarihi S. 466-67)

Özdek (madde) tinin bir ürünü mü, yoksa tin mi özdeğin (maddenin) bir ürünü? Sorusuna Marks şöyle bir cevap verir: Hegel için, ide adı altında bağımsız bir özne haline getirdiği düşünme süreci, gerçek olanın yaratıcısıdır. Bende ise, tam tersine ideal olan insanın kafasında gerçekleştirilen ve tercüme edilen özdekten başka bir şey değildir.” Yani akıl maddenin bir ürünü ve işleyişinin sonucunda ortaya çıkan bir olgudur.

Lenin der ki; “materyalizm için madde gerçek olan tek şeydir. Düşünen bilinç, sadece hakikatin aynasıdır. Aynı şekilde toplumsal yaşamda toplumsal varoluş gerçek olan tek şey olmalıdır. Toplumsal bir bilinç-ideler, kurumlar, görüler vs. sadece bu hakikatin akisidir. (yansıması) Dolaysıyla toplumsal yaşamdaki itici güçleri anlayabilmek için, ideler (düşüncelere) ve kurumlara bakılmamalıdır. Bunlar sadece bir akis (yansıma) hakikatin ideolojik üst yapısıdır. Toplumsal yaşamın maddi temeli bunlardır. İnsanların yaşam tarzı ne ise düşünme tarzları da odur“ der. Coğrafi koşullar, nüfus artışları ve yoğunluğu temel etken olarak değil de etkileyici olarak görülür. (a.g.e. S. 468)

Marksizm’e göre üretim biçimi bir an bile durmaz. Kendisini yeni kaynaklar ve araçlarla yeniler. Üretici güçlerde meydana gelen değişiklik, toplumda ve üretim ilişkilerinde de değişiklik meydana getirir. Üretim ilişkileri ile üretici güçlerin durumuna uyumlu hale getirilmesini zorunlu görüyor. Aksi halde kriz doğar belirlemesinde bulunur.

Bu bakışla ilerleyen üretici güçler ve gelişimleri önce ilkel kominal toplumdan, köleci topluma, köleci toplumdan feodalizme, feodalizmden, kapitalist topluma doğru evrildiği tespiti yapılır.  Bunun ardından da sosyalizm-komünizmin geleceği öngörülür. Evrimin zorunlu yasası gereği olarak bu ilerlemeci bakış formülle edilmiştir. Bu ilerlemeci bakış, kapitalist modernitenin, pozitivistlerin bakışının devamı olup, belli oranda dogmatizmi gizli olarak bağrında taşır.

Marksist felsefeye göre; köleci, feodal ve kapitalist sistemlerde üretim ilişkileri öyle düzenlenmişti ki, üretici güçler, mülk ve toprak, makineler ve diğerleri bireylerin veya bir takım üst sınıfların elindeydi. Yine bu paradigmada işçi öncü sınıf görülür. Çünkü üretim araçlarından arı ve uzaktır denir. Üretim araçlarının dışında görünen, siyasi ve hukuki ilişkiler ve düzenler, görüler, kuramlar, sanat, felsefe, din, eğitim ideolojik üst yapılardır. Kavga iki sınıf arasındadır ve derindir.

Burada;

  • Üretim araçlarına sahip olan kapitalistler.

2-  Sadece iş gücüne sahip olan ve kapitalistlerce sömürülen işçilerdir. Sömürü artı değer üzerinden yapılır. Diğer kesimler ara kategoriler olarak görülür.

Marksizm’e göre; kapitalist-emperyalist sistemde üretim sürecinin toplumsal karakteri üretim araçları üzerinde “ortak mülkiyet” gerektirir. Bu da “Sosyalist Sistemdir.” Sınıf çelişkileri, sömürü bu sistemle (sosyalist) en etkisiz hale çekilerek ortak mülkiyet tesis edilir. Tarihsel Materyalizm Paradigması; insani-toplumsal olaylara yön verenin “Tanrı”, “mutlak varlık”, “ahlaksal ideler” değil bizatihi insan iradesi ile şekillenen toplumsal yasalar olduğunu savunur. Dolaysıyla toplumsal olaylar, yasalar bilinebilir ve müdahale edilebilir. Tarihsel Materyalizm, idealist yönleri red ederek daha bilimsel bir kulvara çekmeye çalıştığı görülür. Halklar ve emekçi kesimler açısından daha ufuk açıcı bir tarzda geleceğe bakabilme yolunu (yöntemini) açtığı söylenebilir.

Tarihsel Materyalizm yönteminin olumlu yönleri çoktur. Hala en revaçta görünen yöntemlerin başında geliyor. Ancak eleştirilmesi, eksikliklerinin giderilmesi dikkate alınması gereken bir husustur. 05.01.2018 (DEVAM EDECEK) 

                                                                                                                   HASAN ÖZGÜNEŞ

Okumadan Geçme

Tv On 68. Haftasında

GÜNCEL….   GÖRÜNTÜLÜ/Foto: 20-01-2018   İSTANBUL – GALATASARAY-LİSESİ-ÖNÜ TV On 68. haftasında Tv 10’u her …

Bir Cevap Yazın