Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (7)

 

                                                TARİH VE TARİHE BAKIŞ (7)

Doğuda “Verimli Hilal Bölgesinde” Sümer, Akad, Babil, Asur, Kassit, (Karduniş) Mitani, Hitit, Urartu, Med, Pers vb. uygarlıkların belgelerinde kendilerine özgü kimi tarihsel belgeler, sistemli olmasa da kullandıkları; krallarla, savaşlarla, sosyal kayıtla ya da tanrısal kurallarla ilgili dini yaklaşımlarını çeşitli araçlarla aktardıklarını, arşivler bıraktıklarını arkeolojik kazılardan öğreniyoruz. Mısır, Sümer, Babil, Asur, Hitit, Ugarit vb. arşivler önemli bilgiler içermekte, dönemi kısmi de olsa aydınlatmaya yardımcı olmaktadırlar. Bu dönemde mitolojik, dini yöntemin iç içe kullanıldığını görüyoruz. Direk bir tarih bilimi, esaslı bir yaklaşım görünmese de alt zeminini oluşturan boyuttadır. Zerdüşt’ün, Avesta’sı, Yahudilerin, Tevrat’ı, en önemli belgelerdendir. Kuşku yok ki, Grek ve Roma’da gelişen tarih anlayışının beslenme kaynağı “Verimli Hilal” kültür nehridir. Birçok Grek filozofunun bu coğrafyanın, Mısır’ın Akademilerinde eğitim gördüğü bilinir. Teolojik, felsefi anlayışından beslenmiştir. Özellikle Hz İbrahim’in, Musa’nın, Zerdüşt’ün, erken zamanlarda ve daha sonraları, Mani’nin, İsa’nın etkileri göz ardı edilemez. İslam dönemine geçişle birlikte; İslam tarihçilerinin Tevrat’tan etkilendikleri gibi, Platon, Aristo etkisinden de etkilenerek bir sentez yarattıkları görülmektedir.  Mitolojik yöntemle birlikte dini yöntemi ağırlıklı olarak tarih yazıcılığına uyguladıkları görülür. Verimli Hilal halklarının mitolojik-dini evreni yaratım ve toplumu şekillendirme tahayyülleri İslami tarih anlayışına birebir olmasa da, sirayet ettiği inkar edilemez. Arkeolojik bulgularla karşılaştırıldığında aradaki bağ rahatlıkla görülebiliyor. Tek Tanrılı dinlerle birlikte tarihe bakış doğmatikleşir ve doğayla, toplumla bağı oldukça zayıflar. Buna göre; tarih yaratılıştan kıyamete kadar Allah’ın çizdiği rota çerçevesinde akıp giden bir zaman dilimidir. Her şey “Levhatıl Mahfuz’da” yazılmış olup, mutlak yaşanacaktır. İslam tarihçiliği hadislerin derlenmesi ile başlar. Hz. Muhammed’in yaşamı, savaşları, sonra da islam’da yaşananlar, savaşlar, iktidar kavgaları, halifelerin ve sultanların yaşamları, iktidar ve ilişkileri vb. esas alınarak yazılmıştır. Kuran’ın kendisi de beli bölümleriyle tarihi içerir. İslam açısından Kuran ve hadisler tarih boyutu ile önemli kaynaklar olarak ele alınır.

Emevilerle birlikte genel itibariyle; zulüm, katliamlar, adaletsizlik, etnik şovenizm, talan ve yayılma din ve Allah gölgesinde gizlenmiş, meşrulaştırılmıştır. Hıristiyan Kilisesi’nin tarih anlayışına benzer bir çizgi tutturulmuştur. Başta Teberi, Firdevsi, Mesudi, İbni İshak, Vakidi, Ahmet Dinaveri vb. İslam tarihçileri; mitolojik-efsane soslu dini yöntemi kullanmışlardır. Hikayeci, rivayete dayalı anlatım tarzı dönemin baskın formu olarak görünür. İslam tarihinde önemli bir yer tutan Mesudi; evrensel tarih yazarlığını seçmiş, İslam öncesi toplulukları, devletleri eserlerinde göstermeye çalışmış ve kapsamlı eserler ortaya koymuştur.

İbni Haldun İslam tarihçilerini yöntem konusunda ciddi olarak eleştiriye tabi tutarak şu vurguyu yapmaktadır; “Özet olarak bu tarihçiler eskileri tekrar ve taklitten ileri gitmek istemedikleri için hem onların düşmüş oldukları yanlışları tekrarlamak, onların hikaye ettikleri olayları yanlış değerlendirmek, hem de kendi devirlerinde olup biten olayları gereğince açıklayamamak durumunda kalmışlardır” der. (İbni Haldun Kitabı, S. 41, Ahmet Arslan, İst. Bilgi Üniversitesi yay)

İbni Haldun, Mesudi ve Vakidi’ye önemli değer biçiyordu. Masudi’yi açık fikirliliğinden, çok çeşitli konuları ele almasında, İslam dışı dinleri incelemesinden, siyasi kronolojiden dünya kültür tarihine geçmesine, tarihsel olayların coğrafik, etnolojik, iklimsel, kültürel vb. şartları göz önünde tutmasında gösterdiği özel dikkatten dolayı beğenmekteydi. Bunu tarih yazıcılığında yeni bir aşama olarak görüyordu.

İslam tarihçileri arasında en önemlilerinden ve adından övgüyle bahsedilenlerden biri kuşkusuz İbni Haldun dur. İbni Haldun, tarihi sosyolojileştirmiş, sosyolojiyi tarihleştirmiştir. İbni Haldun kendisinden önceki tarihçileri yöntem konusunda ciddi olarak eleştiriye tabi tutarak kimi yanlışların altını çizmeye çalışmıştır.

Bunlar;

  1. Tarihçilerin hikaye ettiği tarihsel olaylarda yer alan mal, para, asker sayılarının kabul edilmeyecek tarzda abartılması.
  1. İleri sürülen uydurma olaylar, yerler, hükümdar sefer ve zaferleri.
  2. Halife, Kral vb. yöneticilerin davranış, karakter ve kişilikleri ile ilgili yakışıksız uydurma haber ve methiyeler.
  3. Zamana uygun olayları değerlendirememe.
  4. Tarihçinin tarafgir davranarak önyargılı davranması, gerçekten uzaklaşarak zaaf içine girmesi.
  5. Yazılan olay ve olguların zaman-mekandan, gerçek doğasından kopuk ele alınması…

“Tarihsel doğa” kavramını öne çıkaran İbni Haldun; denilebilir ki, tarih yazıcılığında yeni bir ekol geliştirerek tarih yazıcılığının önünü açmıştır. Arapçada tarih sözcüğü önceleri; ilim al-ahbar (ilmi haberler) şeklinde kullanılırdı. “Tarih sözcüğü” ; Buhari’nin dini otoritelerin kısa hayat hikayeleri koleksiyonlarına bu ismi vermesiyle ortaya çıktığı ileri sürülür.  ( devam edecek) 

(İbni Haldun, S. 48, Ahmet Arslan İst. Bilgi Üniversitesi yay. )  19.12.2017

ozguneshasan@gmail.com

Hasan Özgüneş

 

Okumadan Geçme

EMEKÇİLER İŞİMİZİ AŞIMIZI GERİ ALACAĞIZ !

 GÜNCEL… GÖRÜNTÜLÜ/Foto… İST. 21.05.2018-Bakırköy Özgürlük Meydanı   KESK’li emekçilerin direnişi 66. haftasına girdi   Bakırköy; …

Bir Cevap Yazın