Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (6)

 

 

 

 

  TARİH VE TARİHE BAKIŞ (6)

Orta Çağ Denen Dönemde Tarihe Bakış

Orta Çağ’a doğru ilerlendiğinde tarihe bakışta ciddi bir farklılaşma yaşamaya başladığı görülüyor. Doğuda İslam Dini, Batıda Hıristiyanlık inancı tarih felsefesinde ciddi etkilemelerde bulundu. Genel eksen olarak tarihin işleyişi, olay ve olgular tanrısal iradeye bağlı görülmeye, değerlendirilmeye başlandı. “Çizgisel-kaderci tarih” bakışı genel itibari ile başat hale getirildi. Yani tarih dinsel amaca göre baştan sona dek işleyen bir süreç olarak ele alınarak, kaderciliğe sığdırıldı. “tanrı her şeyi belirleyendir” ilkesi temel kılındı. Egemenlerin kendilerini “Tanrı’nın vekili ya da sevgili kulları” göstermeleri, ezilenlerin nesneleştirilmeleri ile alakalı bir bakıştır. Yukarıda “Tanrı” aşağıda tanrı düzenini koruyan kral-rahip ve elitist egemenler, toplumun, doğanın kaderini çizmeye çalışmakta ve olup biteni bu bakışla meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.

ORTA Çağ tarihçileri, genelde sanki birbirini kopya etmişlerdir. Dünyanın yaratımı ile işe koyularak, “Eski Ahitteki” icraatların, Roma’nın, Grek’in ve barbar kralların mitolojik-dini anlatımlarıyla önemli oranda bir uyumla devam ederler.  Belli oranda genel anlayış tarihi vahilere dayandırma idi. Bu süreçte tarih alanı belli bir seçkin zümrenin alanıymış gibi bir yaklaşım kendisini göstermiştir. Dolaysıyla iktidara yakın olan seçkin tarihçiler genel itibariyle, yaşanan olayları, kurulu sistemi, tanrının iradesi olarak göstermeye çalışarak toplumun uymasını isteyerek, tanrı buyruğuyla yaşananı maskelemeye, hakikati gizlemeye çalışmışlardır. Kendilerince felsefi izahatlarla ikna yöntemini kullanmayı önemsemişlerdir.

Batı’da öne çıkan tarihçilerden biri Cassiodoros’tur. (M.S 485-580) Ostrogot Kralı Theodoric hizmetinde çalışmış Romalı bir senatördür. “Genel Kültür” konusunda önemli bir ses olarak kabul görür. Geniş araştırmalara girerek Hıristiyan yazarları önemseyerek işe başlar. Flaivus Josephus, Caesaralı Eusebius, Paul Orosius ve Aziz Jerome benimsediği yazarlardandı.  Kilise babaları, Cassiodorus yöntemini, önerdiği modeli ve fikri bir can simidi edasıyla ele alarak, rehber edinerek bir mistizme de kavuşturmuşlardır. Manastırlar bu çalışmaların ana mekanları oldu. Jarow’daki, Saind-Paul Manastır’ından İngiliz keşiş M. Bede (M.S. 672-735), Monte Cassino Manastır’ından Paulus Diaconus (M.S. 720-799) önemli sayılanlardandır. Kimi önemli piskoposlar da tarihle ilgilenmeye başladılar. Taurus’lu Azi z Gregoire (538-636), Flodoard de Rimes (893-966) öne çıkanlardandırlar. Tarih disiplinini kendilerine göre etkileyen şahsiyetlerdir. (Tarih Nasıl Yapılır S. 46-48)

Tarih yazımı yoluyla tanrıya nasıl hizmet edilebilir? Sorusuna cevap olunmaya çalışıldı. Papazlar bu konuda bir yoğunlaşmayı esas aldılar. Piskoposlar, tarihi yaratılıştan itibaren tanrının isteği doğrultusunda işleyeceğini ve bunu kiliselerde insanların kalbine-beynine işlenmesi gerektiğini öne sürüyorlardı. Tarih yazımında basit bir dilin kullanılması gerektiğini öne sürüyorlardı. Zaman yaratılıştan sona kadar külliyen Tanrı’nın iradesine tabiydi, her şey ceza gününe (eskotoloji) dek bu iradeye tabi olacaktı. Kitab-ı Mukaddes batılılar açısından örnek alınan bir eserdi.

Aziz Agustinus (M.S. 354-430) bu anlamda önemli bir şahsiyettir. Dini bakışa göre zamanı çağlara ayırmış ve kendine göre bir mantık oluşturmuştur. Buna göre: 1- Adem’den-Tufan’a 2- Tufan’dan- Hz İbrahim’e 3- Hz. İbrahim’den-Davut’un Kral oluşuna 4- Davut’un Krallığından-Babil tutsaklığına 5- Babil tutsaklığından-İsa’nın ölümüne 6- İsa’nın ölümünden- kıyamete dek bir sıralamayı esas alır. Yaratılmak istenen mantık, bakış her şeyin tanrı’dan olduğudur. Doğal ve toplumsal nedenlerin hükmü yok sayılır. Agustinos Hıristiyan dinindeki tarih kavrayışına damgasını vuran şahsiyettir. Gıdasını Platon’dan alır. Agustinos, insanlara hitaben yaşadıkları her şey için tanrıya karşı sorumlu olduklarını unutmamalarını söyler. Tüm yaşamın bir sınav olduğu ve bu sınavın Adem’den eskaton’a (hesap gününe) kadar uzanan bir süreyi kapsadığını ifade eder. Tanrı sonsuz, ezeli ve ebedidir. İnsan sonludur. Bildiği her şeyin kaynağı Tanrı’dır. Onsuz bir şeyin kavranması imkansızdır. Agustinos’a göre; tarihin başı-sonu belli olan ve bir amaca uygun çizgisel hareket eden bir özelliğe sahiptir. Agustinos’un bu bakışı Batı Kilise’sinde “skolastik felsefe” ile özgür düşüncenin önünü kesmiş, egemenlerin düşünce sistemini hakim kılmaya ve çıkarlarını da “Tanrı” maskesi ile kutsamış ve egemen kılmaya çalışmıştır. Kaderci zihniyeti esas alan kilise tarih anlayışına göre hakikati sadece kutsal şahsiyetler bilebilir ve doğruyu söyleyebilirler. Bunlar da Papa, Kral, Aziz olan şahsiyetler tarafından ancak gerçekleştirilebilir denilirdi.

Özellikle Avrupa’da; başta Fransa’da 10. yy’dan sonra manastır ve saray kral tarihçiliği belli bir zaman diliminde öne çıkar. 11. yy’da Saint Benoit-Sur Loirein Abbe Suger döneminden (yaklaşık 1081-1151) 1450’ye kadar da Saind-Denid’n durumu böyledir. Saray tarihçileri artar ve manastır, kilise tarihçileri ile birlikte çalışırlar. Bazen tarih işini bizzat hükümdar ele alır. Kastilya Kralı Alphonse Le Sage (1252-1284) bu anlamda bir örnektir.

Avrupa’da 11-12. yy’da rasyonalite olgusu öne çıkarak tarih felsefesinde farklılık yaratan bir yaklaşım ortaya çıkmaya başlar. Yer ve zaman netleştirilerek, olay ve olgularla birlikte ele alınması benimsenir. Akılcı tarih yöntemiyle birlikte, daha önce sembolik düzeyde kullanılan sayılar artık net bir şekilde kullanılmaya başlanır. Nedensellik bağı önemsenmeye başlanır. Aristo’nun öne sürdüğü doğal sebepler daha çok önemsenir ve müracaat konusu olur. Rönesans tarihçileri bu yeni gelişmeye bir tuğla daha eklerler. Lorenzo Vallay’la birlikte etimolojinin kullanımının ilkeleri tümüyle değişir, rasyonal (akılcı) tarihi yönteme çok daha uygun olan türetme yöntemi benimsenir ve yeğleme yöntemi önemli oranda terk edilir.  Diğer önemli bir husus artık tarihsel belgenin maddi sunumu da öne çıkmaya başlar. Kitap yazım dizaynında biçimde daha kolaylaştırıcı bir yaklaşım esas alınmaya başlar. Matbaanın Avrupa’ya getirilmesiyle bu alandaki gelişme katlanmaya başlar. Bu dönemin akılcı yöntemi kullanan ve belgeyi önemseyen tarihçiler kralların resmi mühürlü belgelerini kullanmaya ve önemsemeye başlarlar. 16.12.2017

Hasan Özgüneş

Okumadan Geçme

EMEKÇİLER İŞİMİZİ AŞIMIZI GERİ ALACAĞIZ !

 GÜNCEL… GÖRÜNTÜLÜ/Foto… İST. 21.05.2018-Bakırköy Özgürlük Meydanı   KESK’li emekçilerin direnişi 66. haftasına girdi   Bakırköy; …

Bir Cevap Yazın