Son Haberler

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (3)

 

TARİH VE TARİHE BAKIŞ (3)

Lewis Mumford der ki: “Neolitik Çağ insanının organik hayata ve gelişime nasıl yoğun bir dikkat gösterdiğini vurgulayalım; bu insanın yaptığı, doğanın kendisine sunduklarını toplayıp denemekten ibaret değildir. O doğanın nimetlerini seçerek ayıklamış ve çoğaltmış, üstelik bunu öyle güzel bir biçimde yapmış ki, tarih boyunca hiçbir topluluk “Neolitik Çağ” insanının evcilleştirdiği veya yetiştirdiklerine (denk düşecek) kayda değer önem taşıyan bir bitki veya hayvanı ekliyememiştir” der.

Uygarlık merkezli tarih bakış açısına göre uygarlaşmamış insan tarihi; “vahşi”, “barbar”, “ilkel”, vb. sıfatları hak ediyor. Aslında uygarlık diyerek bir nevi kendi yüzünü gizlemek için  karşı saldırı hamlesi yapıyor. Bu konuyla bağlantılı olarak Bookchin der ki; “endüstri devriminin etki alanı avcı-toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçişin etki alanıyla boy ölçebilecek durumdadır. Bu durum daha yeni anlaşılmaktadır.” Dolaysıyla “uygar-devletçi” hiyararşik tarih bakış gözlüğüyle “doğal toplum” insanının tarihini bu denli gözden düşürenlere şu sorulabilir; eğer bu insanların emek ve üretimleri, düşün ve inançları olmasaydı, övgüyle söz konusu ettiğiniz “uygar toplum” neyin üzerine, hangi mirasa dayalı inşa edilecekti? Ayrıca gerçekten, “vahşi, barbar, vicdansız, adaletsiz, aç göz, obur, savaşçı, yıkıcı” olan “doğal toplum insanı mı idi, yok sa;  uygarım, kültürlüyüm, devletliyim diyen insanlar mıdır? Bu bir ahlaki sorudur. Bu sorunun doğru cevabı hakikate giden yolu aydınlatacak, ters yüz edilen “tarih bilimini “ ayakları üzerine oturtacaktır.

Gordon Childe; Avrupa’nın rönesans ve aydınlanma dönemini “Tell Halaf” döneminden daha görkemli görmez. Ahlaki boyut açısından, doğaya uyum boyutu açısından “Doğal Toplum İnsanı” uygar-devletçi egemen anlayışlı toplumdan çok çok daha mütevazi ve insani öze sahip olduğu söylenebilir.

Felsefeci olan Karl Popper, liberal anlayışına rağmen batı merkezci bu tarih anlayışına şu vurgularla karşı çıkmaktadır; “açıkça belirtmek isterim ki, çoğu kişinin sözü ettiği anlamda tarih diye bir şey düpedüz yoktur. “Dünya Tarihi” ,” Avrupa Tarihi” , “İnsanlık Tarihi” gibi kavramlar hep bir seçme ve bakış açısının ifadesidir… İnsanların, insanlık tarihinden söz ederken düşündükleri Mısır, Babil, Pers, Makedonya, Roma İmparatorlukları tarihidir, günümüze kadar bu hatlar üzerinde sürer gider. Başka bir deyişle; insanlık tarihinden söz edilir, ama bundan anlaşılan ve okullarda okutulan “siyasal kudret” tarihidir…  Bu yüceltilerek insanlık tarihi sayılır. Ama ben bunun insanlık hakkındaki bütün dürüst düşüncelere yöneltilmiş bir hakaret olduğu kanısındayım. Dolandırıcılık tarihini, hırsızlık tarihini, insan zehirleme tarihini, insanlık tarihi saymak bundan daha kötü olamaz. Çünkü “siyasal kudret tarihi” uluslararası cinayet ve kitle katliamı tarihinden ibarettir der.”

Avrupa merkezci modernist tarih bakışının bilimsellik adına yaptığı çarpıtmanın vahameti ve boyutları gözler önündedir. Uygarlık denen 5000 yıllık tarihin yüzde 75’i verilere göre savaş, katliam, yıkım ve talanlarla geçmiştir.

Bu konuyla bağlantılı BRAUDEL der ki; “Tarih öncesi tarih değil demeyin, yazı öncesi ve sonrası diye bir ayırım yapmak kof bir ayırımdır diye ifade ediyor.  (Sait Yıldırım Kültür ve Kürtler S. 120)

Kuşkusuz tarih bir bütündür, aşırı parçalanması, birbirinden kopukmuş gibi gösterilmesi anlaşılmasını zorlaştırır. Çok temel belirgin nitelik farklılıkları bakımından kimi bölünmelere tabi tutmak kısmi olarak anlaşılabilir. Anti Dühring Kitabında, Engels; “ ilk çağ köleliği olmasaydı modern toplum da olamazdı” der. Tarihin, İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ ya da Köleci Toplum, Feodal Toplum Kapitalist Toplum, şeklinde bölünmesi ve bunlarla sınırlandırılması ve düz ilerlemeci bir çizgiye tabi tutulması gerçekçi değildir. Batı merkezci tarih anlayışının bir yaratımıdır. Hepsi de uygarlık toplumlarını yani devletçi-hiyararşik toplum biçimini ifade ederler.  Öz bakımından benzer olup biçim olarak farklılık gösterirler. Hepsinin özünde iktidar, sınıf, sömürü, devlet, hiyararşi, savaş köleleştirme vb. vardır. Kadın, toplum, doğa nesneleştirilmiş, egemenler, devlet özneleştirilmiştir. Hepsi de beş bin yıllık uygar toplumunun, biçimsel farklı versiyonlarıdır. Engels’in; “İlk çağ köleciliği olmasaydı, modern toplum olamazdı” söylemine karşılık şu soru sorulabilir. Peki, neolitik ve öncesi olmasaydı, Sümer ve diğer uygar toplumlar olabilir miydi? Elbet ki hayır. Her gelişme bir öncekinin bağrından çıkar. Ana-çocuk ilişkisi gibidir. Tarihsel gelişme zincirinin halkalar misali devamlılık ifade ederler. Evrenin, doğanın özünde bu ilke vardır.

Öcalan’ın, bu konudaki vurgusu çarpıcıdır;  “Neolitik ve ona dayalı büyük toplumsal düzen olmasaydı, ne Sümer sınıflı toplumu, ne devleti ve üst yapı kurumları, ne de daha sonraki uygarlığın gelişme çizgisi ortaya çıkardı…” Uygarlık Sümer’le başlar, ancak tarih ne Sümer’le başlar ne de diğer bir uygarlık evresi ile. İnsanlık tarihi, insanın var oluşuyla başlar demek en mantıklı ve gerçekçi olanıdır.

Batı merkezci kapitalist modernite tarih bakışı sorunludur. Tarih ustalıkla çarpıtılmış, perdelenmiş, anlaşılmaz hale getirilmiştir. Bu yönüyle tarihe yeni bir bakışla yaklaşılması ve ayakları üzerine oturtulması tarihin en önemli sorunlarındandır. Öcalan’ın, nitelik bakımından toplumlar tarihini iki evreye ayırması son derece çarpıcıdır. Buna göre; 1. Doğal Toplum 2. Uygar Toplum

Doğal Toplum Tarihi: primatlardan kopuşla başlar, Neolitiğin sonuna dek sürer. Bu da insan ve insan topluluklarının tarihinin yüzde 98’den fazlasını ifade eder.

Uygar Toplum Tarihi: Sümer uygarlığı ile başlar günümüze dek sürer. Bu da 5000 yıllık bir süreye tekabül ediyor.  Dolaysıyla tarihi bir bütün ve kimi evreleri de bu bütünün halkaları olarak görmek, aşırı parçalara ayırmadan anlamlandırmak daha anlaşılır hale gelmesini sağlayacaktır. (NOT: devam edecektir)  4.12.2017

Hasan Özgüneş

Okumadan Geçme

Hasan Özgüneş’in Kaleminden TARİH VE TARİHE BAKIŞ (6)

          TARİH VE TARİHE BAKIŞ (6) Orta Çağ Denen Dönemde Tarihe …

Bir Cevap Yazın