Son Haberler

Züğürt tesellisi: Bir gece ansızın gelebiliriz

“Bir gece ansızın gelebilirim” cümlesi uzun bir hasreti ve bir “gece ansızın” buluşularak ayrılığın sona ereceğini ifade eden bir şarkının sözlerinden oluşuyor. Fakat mevcut ortamda Erdoğan için bir “züğürt tesellisine” dönüşmüş durumda.

Bu dört sözcüğü Kürtler için söyleyerek yüreğine soğuk su serpiyor, yanan yüreğini bu sözcüklerle soğutuyor. Bir keresinde uçakları göndererek bir Şengal’de bir de Rojava’da iki Kürt mevzisini vurdurup, bir kaç kişiyi katletmişti. ABD “höst” edince kalmıştı kaldığı yerde. Ama o gün bugün sürüleştirmiş olduğu yandaşa moral vermek, biraz da kendisi almak için şarkının sözlerini temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp, yandaşın önüne koyarak papağan misali tekrarlayıp duruyor. Hani, “bir gece ansızın” gelsen ne yaparsın diye soran olsa: Vereceği tatmin edici bir yanıtının olacağını sanmıyorum. Sanmıyorum çünkü bölgede bütün olgular neden-sonuç olarak ortaya çıkmış durumda. “Bir gece ansızın” uçakları gönderip, Şengal’i vurdurdu, bir kaç Kürd’ü katletti, ne kazandı? Öldürdüğü Kürtlerin yerine Haşdi Şabi geldi.

Haşdi Şabi Erdoğan’a ne gibi mesajlar gönderdi? “Irak’ın işgal etmiş olduğun kutsal topraklarından askerlerini derhal çek, çekilmezsen ‘vallahil azim vallahil azim’ sana çok ağır darbeler vururum” mesajı gönderdi. Barzani referandum yaptı diye Türkiye topraklarının bir parçasını işgal ediyormuş gibi telaşlandı, tepki gösterdi, ona da “bir gece ansızın gelebilirim” şarkısını söyledi. Kendisi “bir gece ansızın” Rojava’ya gidemedi, fakat Haşdi Şabi “bir gece ansızın” geldi, Erdoğan’ın söyleyip de yapamadığını Haşdi Şabi yaptı. Peki şimdi Türkiye hatta Erdoğan ne kazandı? Gümrük kapıları Güney Kürdistan’ın denetimindeyken söz konusu gümrüklerden Türkiye’nin malları akıyordu G. Kürdistan pazarına. Gümrük kapısına asker gönderdi, tatbikat yaptırdı, yetmedi, Irak askerini de oraya getirtip onlarla beraber tatbikat yaptırdı, Gümrük kapılarının Haşdi Şabi’nin eline geçmesini sağladı. Peki sonuç ne oldu? Daha doğrusu kime ne kazandırdı? İran’a mı Türkiye’ye mi, kime kazandırdı? Bütün bu somut sorulara Türkiye yararına verilebilecek bir tek yanıt var mı?

Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı ile gözü kör olmuş, aklı durmuş, yüreği kararmış. Bu kör göz, durmuş akıl, kararmış yürekle yaptıkları Türkiye’ye kaybettirip, İran’a kazandırdı. Kin ve düşmanlık duyguları ile helak olan herkes her zaman kin ve düşmanlık duyduğuna değil, kendine zarar vermiştir. Erdoğan Kürtlere beslemiş olduğun kin ve düşmanlıkla hep Türkiye’ye ve Türkiye’nin gerçek dostu ve akrabası olan Kürtlere zarar verdi. Bir kere olsun kafasını iki elinin arasına alıp düşünmedi. Her fırsatta katil bir yüz ifadesi ile tehdit savurdu. Bölgeye yönelik bir köklü politika, bölgenin dengelerini bozacak, değiştirecek bir plan, proje oluşturmadı. “Bir gece ansızın gelebiliriz”, bazen de “vurabiliriz” dediği tehdit kendisine kazandıran değil kaybettiren bir olgu haline geldi. Bir zamanlar: Bizden habersiz bölgede yaprak kıpırdamaz, hiç kimse bir şey yapamaz diyorlardı. Şimdi artık öyle palavralar da atamıyor. Sadece “bir gece ansızın gelebiliriz” şarkısını söylüyor. Onunla da olsa olsa savaş uçaklarını gönderip, bir kaç Kürd’ün daha kanına girmekten başka yapacağı bir şey yoktur. Yoktur, çünkü hiçbir politik perspektife sahip olmayan, stratejik değer taşımayan, sadece içindeki körü körüne Kürt düşmanlığını tatmin hırsı ile yapmış olduğu politikalar: Erdoğan’ı bölge dışına itti, bölgede hiçbir fonksiyonu kalmadı.

Bölgede ABD, Rusya, IŞİD, PYD, YPG gibi aktörler yokken dış bir dinamizm olarak Erdoğan Türkiyesi vardı. Hem de Beşar Esat’la kardeş olarak. Bugün bölgeye egemen olan aktörlerin hepsi Erdoğan Türkiyesi’nin uygulamış olduğu yetmezlik politikaları sayesinde egemen oldular. Herkesin bilebileceği gibi Suriye’de iç savaşı “Arap baharını” yaratan emperyalizm çıkarttı. Suriye’de iç savaşı çıkartan emperyalist güçler “Suriye’nin dostları” adı altında Erdoğan Türkiyesi’nde toplandılar. “Eğit-donat” yapılanması ile cihatçı, şeriatçı güçleri destekleyerek Esat rejimini yıkıp yerine “ılımlı İslam” tezini hayata geçirecek bir “ılımlı İslam devleti” kurmayı ve Erdoğan devleti ile birlikte İslam’ın “yeşil sermayesini” global sermayeye entegre etmeyi planladılar. Erdoğan’ın Esat’ı giderip, Emevi Camisi’nde namaz kılmanın dışında Suriye’ye, bölgeye yönelik herhangi bir stratejisi yoktu. O nedenle emperyalistlerin oluşturmuş olduğu “Suriye’nin dostları” yapısına tâbi oldu ve “eğit-donat” projesine ev sahipliği yaptı. Kuru gürültü, boş palavralarla Beşar Esat’a yüklendi. Tehdit ederek, korkutup kaçırtmaya çalıştı. “Eset git” dedi, gitmezsen iki haftaya kadar götürülürsün dedi.

Ne “Eset” yaptığı Esat’ı giderebildi, ne de Emevi Camisi’ne gidip namaz kılabildi. Hiçbir şey yapmadı, yapamadı, ettiği lafların, ettiği tehditlerin hepsi boş çıktı, yanına kaldı. Bu süreçte “Suriye’nin dostları” emperyalist güçler “eğit-donat” projesinin işe yaramadığını pratikte görerek vazgeçip, “koalisyon güçlerini” oluşturdular. Buna bağlı olarak da kendilerine yine yeni partnerler aradılar. IŞİD’in Erdoğan’ın da teşviki ile Kobane’ye saldırması sonucu Kürtler müthiş, göz dolduran Stalingrad emsali bir direniş sergilediler. Bölgede yeni bir partner arayışı içinde olan ABD Kürtlerin bu göz kamaştırıcı, kahramanlıklar saçan direnişini görünce onlara yöneldi. Tam bu sıra Erdoğan Kürt vatandaşlarının akrabaları olan Rojavalı Kürtlere yardım edeceğine “Kobane düştü düşecek” diyerek IŞİD’in borazanlığını yaptı. Kobane savaşında Erdoğan açık açık IŞİD’e destek verirken, ABD hava yoluyla Kobane’ye silah attı. Kürtlerle ilişkilerini güçlendirdi. ABD Kürtlerle yapmış olduğu bu ittifakla Kürtlerin Arapların demokratları ile oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ni de destekleyerek bugünkü sonuca vardı.

Yani Suriye’nin yarısına yakın, içinde Suriye’nin en büyük petrol kuyusu da olan alanda partnerleri ile birlikte geniş bir etki alanı yarattı. Buna karşın Erdoğan’ın “düştü düşecek” diyerek kına yaktığı Kobane düşmedi, tersine, dünya sempatisi kazanan kahraman bir şehir oldu. Bu bağlamda ABD Kürtleri destekleyerek Suriye’ye yerleşirken, Erdoğan Türkiyesi Suriye’nin dışına itildi. Rusya Suriye’nin dışına itilmiş Erdoğan Türkiyesi’nin zor durumda kalıp Kürtlerle ittifak yapmayı düşünmesin diye önce El Bab, sonra İdlip cebini Erdoğan’a geçici de olsa vererek, züğürt tesellisi ile avutma politikası uyguladı. Şimdi Irak yönetiminin IŞİD’i temizleyip, Kerkük’ü işgal ettikten ya da Barzani ve oğul Talabani ile anlaşarak Kerkük’e girdikten sonra bitleri kanlandığı için Erdoğan Türkiyesi’ne: Kutsal Irak topraklarından derhal çık yoksa kötü olur dediği gibi yarın da Suriye Erdoğan’a El Bab’dan çık diyecektir. Rusya bunu çok iyi bildiği için Erdoğan’a züğürt tesellisi konumundaki El Bab’ı ve İdlib’i peşkeş çekti. Erdoğan El Bab ve İdlib cebi ile avunup, yandaşlarını da: “Afrin’le Rojava’nın birleşmesinin yolunu kestim” diyerek avuturken, Rusya ve partneri Suriye de yapması gerekenleri Türkiye engeline takılmadan yaptılar.

Erdoğan Esad’ı “Eset” yaparak ”git” deyip, gideremediği gibi Esat yanına, Rusya’yı, İran’ı, Lübnan Hizbullahı’nı alarak konumunu daha da güçlendirdi. Erdoğan’ın uygulamış olduğu politikalarla Beşar Esat güç kazandı, Erdoğan güç kaybetti. Sadece Esat değil Rojava Kürtleri de Erdoğan’ın sakat düşünceleri sayesinde güçlendi, bölgenin en güçlü ve itibar edilen bir aktörü haline geldi. Halbuki Erdoğan Kobane’ye destek verip, Kürtlerle düşman olmak yerine partner olsaydı, Kürtlerle birlikte o da kazanacaktı. Yapmadı, Kürtlerle dostluk yerine düşmanlığı tercih etti. Kürtlerle partner olan ABD kazanıp, dost olması gereken Erdoğan düşmanlığı yeğlediği için kaybetti. Her kaybeden gibi şimdi de ABD’ye “teröristleri destekledi” şaşkınlığını yaşıyor. Kelimenin gerçek anlamı ile tam bir şizofrenik vaka. Arap-İslam dünyasında İran Şii hilaline karşı bir Sünni İslam hilali oluşturup, “ılımlı İslam”ı yayması için ABD ve İsrail’in desteği ile dönemin İsrail devlet başkanı Şimon Peres’e “one minute” çekti ya da çektirdiler. Onu da yüzüne gözüne bulaştırdı. Bölgede bir Sünni hilal oluşturma hayal ve girişimleri de suya düştü.

Suya düşmekle kalmadı, Erdoğan’ın politikaları sayesinde Haşdi Şabi güçlerinin Irak ve G. Kürdistan’da etkin hale gelmesi ile İran’ın bölgede örmüş olduğu Şii hilali fiili bir egemenliğe büyüdü. Son olarak, Barzani’nin referandum girişimi karşısında gidip İran ve Irak yönetimi ile anlaşarak, G. Kürdistan’ın yarısına yakınını (%40) Haşdi Şabi güçleri ile Irak-Bağdat yönetiminin ele geçirmesine neden olarak, İran’ı olağanüstü güçlendirdi. İran’ın güçlenmesine neden olurken ,G. Kürdistan’dan askeri ve maddi bakımdan en çok yararlanan güçken şimdi tümü ile dışlandı.

Bunlar ne bir övgü ne de bir yergidir. Hepsi de orta yerde duran somut gerçeklerdir. Erdoğan bölgeye yönelik izlemiş olduğu politika ile bölgede başkalarının güç sahibi olmasını sağladı, kendisi bölgenin dışına düşerek, bugünkü konuma geldi. Elinde kala kala Kürtlere yönelik “bir gece ansızın gelebilirim” ya da “vurabilirim” züğürt tesellisi kaldı. Bu züğürt tesellisi tehdidin artık Kürtleri hiç ama hiç korkutmadığını Erdoğan da biliyor. Ama yandaşı da, kendisini de teselli etmek için boş bir gevezelik olarak geveleyip duruyor. Bölgede artık olan oldu, alan aldı, giden gitti. Erdoğan’a da züğürt tesellisi ile eşeğini Niğde’ye sürmekten başka bir şey kalmadı.

Teslim Töre kimdir?

1939’da Malatya- Akçadağ ilçesinin Gölpınar köyünde doğdu. 1963’de Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) üye oldu. 1965’de Akçadağ İlçe Başkanlığına seçildi. Aynı sürede, Malatya da çıkartılan yerel gazete (Haşhaş) de baş muhabirlik yaptı. Yazmış olduğu yazılardan dolayı yargılandı. 1971’ de devlet sistemine karşı Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kuruluşuna katkı sağladı ve içinde yer aldı. THKO’nun 1971 Mayıs’ında Adıyaman bölgesinin Nurhak dağlarında ağır darbe alıp, dağılmasından sonra, yasa dışı yollarla Suriye’ye geçerek, Şam’daki Filistin Kurtuluş Örgütü ile (FKÖ) ilişkiye geçti. 1 Mayıs 1980’ de THKO/MB yapmış olduğu Kongre ile, Türkiye Komünist Emek Partisi’ni (TKEP) kurarak kendini fes etti. Türkiye’de yapılan TKEP’ inin bu kuruluş kongresinde, Teslim Töre, TKEP’ nin Genel Sekreterliğine seçildi. Birleşik Sosyalist Parti’nin (BSP) kuruluşunda, kurucu üye olarak yer aldı. BSP’ nin Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ile 1994’de ittifak yaparak oluşturmuş olduğu seçim platformunun milletvekili adayı olarak Gaziantep’ de seçime katıldı. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) nin kurucu üyesi oldu. 2003 tarihinde İsviçre’ye gelerek iltica talebinde bulundu. Töre, hâlâ İsviçre’de yaşam sürdürmektedir.

Okumadan Geçme

KESK’Lİ EMEKÇİLER’DEN KARARLILIK EYLEMİ

  GÜNCEL… GÖRÜNTÜLÜ/FOTO… İST.-16-04-2018-Bakırköy-Özgürlük-Meydanı KESK üyesi emekçiler 61 haftadır direniyor   Özgürlük Meydan’ındaki eylem bugün …

Bir Cevap Yazın