Son Haberler

Erdoğan devleti neden Erbil’e saldıramaz, saldırırsa neden başarılı olamaz? – Teslim Töre

Erdoğan devleti, G. Kürdistan referandum kararı aldıktan beri panik halinde, büyük bir telaşla MGK’yi topladı, tavsiye kararı çıkarttırdı, hükümete sundu, hükümet onaylayıp parlamentoya gönderdi, parlamento onayladı, Erdoğan’a sınır dışına asker çıkartma yetkisi verildi.

Erdoğan’ın bu yetkiyi nasıl, neye, kime karşı kullanacağı belli. Sadece Kürtlere karşı kullanacak. Şu anda referandum nedeniyle okların sivri ucu Erbil’e çevrilmiş durumda. Ama Erbil’e doğrudan saldırıda bulunması fazlaca kolay gözükmüyor. Erdoğan’ın AKP’yi toparlaması, bütün faşist, şovenist Türkleri AKP’nin çatısı altında birleştirmesi, MHP’yi, CHP’yi denetim altına alması, 2019 seçimlerini kazanması için bir savaşa, özellikle de Kürtlere yönelik bir savaşa gereksinim duyduğu kesin. Erbil gibi bir fırsatın çıkması ise kendi deyimi ile “tanrının bir lütfu” niteliği taşıyor. Ama iç ve dış dinamiklerin mevcut doku ve dengeleri Erdoğan Türkiye’sinin Erbil’e savaş açması, Erbil’i işgale kalkmasına olanak tanımıyor. O nedenle de Erbil’e yürümek yerine sadece savaşa hazırlanıyormuş gibi yaparak, AKP’deki “metal yorgunluğunu” gidermek, yandaşta başlamış olan “neler oluyor” sorularının sorulmasını engellemek, Kürt kartını kullanarak, CHP’yi yeniden kümese sokmak, MHP’deki çözülmeyi asgari ölçüde tutabilmek, 2019 seçimlerine hazırlanmak gibi konularda kullanmaya çalışacaktır.

Eline geçirmiş olduğu savaş tezkeresini Kürtlere karşı kullanıyormuş gibi yaparak, iç politikaya, özelikle de hükümet, devlet ve lideri olduğu partinin sorunlarına malzeme yapacaktır. Elde etmiş olduğu savaş tezkeresinde bölge sorunları, Irak’ın toprak bütünlüğü, terörizm falan filan var. Fakat bilmek gerekir ki, söz konusu sorunların hiçbirisi Erdoğan’ın umurunda değil. Olmaz da. Erdoğan şu durumunda, hani: Koyun can derdinde kasap et derdinde derler ya, işte öyle. Erdoğan sadece can derdinde, yani iktidar derdinde. İktidarın elinden gitmesini nasıl engeller, iktidarda kalmak için ne yapması gerekir, onun peşinde. İktidarı kaybetme korkusu 16 Nisan referandumundan beri Erdoğan’ın yüreğine oturmuş durumda. Otoritesi, kullanmış olduğu etkili argümanların tümü dibe vurdu. Elinde kala kala bir savaş çıkartarak 1 Kasım’da yaptığı gibi seçimi kazanma argümanı olarak kullanmak kaldı. Fakat tek sorunu seçim değil, elinin en büyük seçim kazanma aracı olan AKP Erdoğan’ın sandığı gibi sadece “yorgun” değil, korkunç bir çürüme ve yozlaşma sürecine girmiş durumda. Sık sık “yorgunlar ayrılsın” diyor, ayrılan yok.

Yok çünkü AKP’de herkes kendine has bir çeşme, daha doğrusu bir musluk başı tutmuş durumda. AKP’liler, kuruluşunda olduğu gibi Kemalistlerin baskısından kurtulma hevesi ile aşkla ve hevesle çalışmıyor, o dönemde olduğu gibi kapı kapı dolaşıp kişi kişi markaja almıyor. Kemalizm’in baskısından kurtulup, eli ayağı yer tutmaya başlayınca devletin arpalıklarına dadanmaya başladılar. Yediler, semirdiler, yediklerinden artanı yandaşa sundular, yandaşı da kendileri gibi yozlaştırdılar, derken çürüme derinleşti, yozlaşma Erdoğan’ın da göreceği kadar ayyuka çıktı. AKP ilk yıllarda görülen militan ruhunu kaybetti. Militan ruhun yerini: Çalma çırpma, payın en büyüğünü alma, cebe indirme, dolandırıcılık, sahtekarlık, kurnazlık, hile hurda aldı. AKP’de var olan militan ruh kalpazanlığa dönüştü. Her parti yöneticisinin temel amacı kendi çıkarı oldu. Çıkar kavgası AKP kadrolarının en önemli sorunu haline geldi. En başarılı particilik en büyük payı kapma particiliğine dönüştü. Parti içi en önemli rekabet fazla oy alma rekabeti değil, çıkar grupları ya da bireylerinin birbirinin ayağını kaydırma, birbirine kumpas kurma, payın büyüğüne konma rekabetidir.

İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş olayında görüldüğü gibi… İstifaya zorlayarak, belki ileride teşhir de yaparlar, hatta “şunu yedi, bunu yedi, Fethullah Gülen’e de verdi” diyerek yargılayıp hapse bile koyaralar. Bütün bunlar yapılacak, belki de AKP sadece Erdoğan kadar kurnaz, onun kadar çıkarcı, manevracı cambazların eline kalacaktır. Fakat Erdoğan bu türden yöntemlerin kendisini kurtarmaya yetmeyeceğini biliyor. Çünkü bütün yetkileri elinde topladığını, sevabın da günahın da Erdoğan’a ait olduğunu yandaşların çoğu artık biliyor. O nedenle Erdoğan kurtuluşun tek yolu olarak savaşı görüyor. Fakat herhangi bir savaşta değil, Kürtlere yönelik bir savaşın ancak kendisini kurtaracağını düşünüyor. O nedenle de Barzani’nin ilan etmiş olduğu referandumu: Ulusal güvenliği tehdit, Irak’ı bölmek, bölgede huzur ve istikrarı bozmak gibi abartılı tespitlerle bir savaş ortamı yaratmaya çalışıyor. “Yanılan Bağdat’tan döner” halk deyiminde olduğu gibi Erdoğan da Bağdat’tan değil, Erbil’den dönecektir. Etrafa saçıp savurduğu bütün bu afra tafralar kesinlikle boşa çıkacak, hiçbirisini yerine getiremeyecektir. Getiremediği gibi AKP’deki “metal yorgunluğu” dediği çürüme ve toplumdaki yılgınlık daha da derinlere inecektir. Çünkü Erdoğan Erbil’e dokunamayacak, Habur sınır kapısında eşinip duracak, sınırın 1 kilometre ötesine bile geçemeyecektir. Üstelik Başika’da, Erbil’in çevresinde var olan 23 askeri eğitim üslerinin tümünü sökmek, taşımak zorunda kalacaktır.

Barzani ile yapmış olduğu bütün kirli işleri teşhir olacaktır. Neden böyle olacaktır? Birinci neden: Mevcut dünya konjonktürüdür. Mevcut dünya konjonktürü tek sistemli, çok kutuplu bir konjonktürdür. Barzani yönetimi de dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi bu tek sistemli küresel dünya yapısının içinde, onun bir parçasıdır. O nedenle Barzani yönetimi ile mevcut dünya sisteminin arasında antagonistik (uzlaşmaz) bir çelişki yoktur. Bu bağlamda Barzani’nin referandumu mevcut konjonktürle bir savaş nedeni olamaz. Zaten bugüne kadar iki süper güç ve diğer dünya aktörlerinin yapılan açıklamalarında herhangi bir savaş tehdidi yoktur. Tamam, Irak-Bağdat yönetimini hoş tutacak bazı açıklama ve siyasi belirlemelerde bulunuyorlar. Verilen tepkilerin hiçbirisinde Erdoğanvari bir tehdit yoktur. Verilen bütün tepkiler Barzani’ye karşı Irak-Bağdat yönetimini teskin niteliğinde. Fakat vermiş olduğu tepkilerde hiçbir ülke Barzani’ye: Türkiye’nin güvenliğini de tehdit ediyorsunuz gibisinden bir söylem kullanmadı. Bu konuda sadece Erdoğan Türkiye’si: Benim de güvenliğimi tehdit ediyor diyerek, kendi kendine gelin güvey oldu.

Oldu ama dünya devletleri nezdinde herhangi bir itibar bulmadı, bulamadı. Hiçbir ülke Erdoğan Türkiye’sinin “güvenlik tehdidi” nedeni ile yaşamakta olduğu telaş ve çaresizce çırpınışını kâle alıp söz konusu bile yapmadı. Erdoğan’ın “güvenlik tehdidi” hiçbir dünya ülkesi tarafından makul bir neden olarak kabul görmedi. Dünya ülkeleri Barzani’ye bir şeyler söylerken Erdoğan’a da herhangi bir hak verme durumu olmadı. Böylesi bir durum ve konjonktür ortamında, Erdoğan Erbil’e saldırısına hiçbir haklı neden bulamaz. O nedenle de yapamaz. Yapmaya kalkarsa referanduma karşı çıkanlar aynı şekilde Erdoğan Türkiye’sinin saldırısına da karşı çıkarlar.

İkinci neden: Irak-Bağdat yönetimi hiçbir koşulda Erdoğan Türkiye’sine güvenip, onunla işbirliği yaparak Erbil’e savaş açmaz, açamaz. Ayrıca, Erdoğan Türkiye’sinin tek başına Erbil’e saldırmasına da izin vermez. Barzani’yi desteklemese bile Erdoğan Türkiye’sinin saldırısına karşı çıkar. Irak Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye’ye Irak’ın bu tavrını bildirmek için gittiği de düşünülebilir.

Üçüncü ve de en önemlisi: Erdoğan devletinin böylesine çaplı bir savaşı yapacak güce sahip olmamasıdır. Ama belki, İran Haşti Şabi, Erdoğan da Kerküklü Türkmenlere bazı provokasyonlar yaptırabilirler. Buna karşın Kürtlerin bu türden provokasyonları kendi iç sorunlarını çözmenin bir vesilesi yapmaları gerekir. Barzani’nin Yaser Arafat’a benzer sınıf yapısı ve uygulamış olduğu benzeri politika ile G. Kürdistan’ın Süleymaniye ve Erbil’de Gazze ve Batı Şeria gibi bir manzara görülmeye başlandı. Hatta Süleymaniye’nin referanduma katılmaması bile söyleniyor. Bu Kürt dinamizmini bölüp, yıkıma sürükleyecek çok tehlikeli bir şeydir. Barzani siyasi iflasa giderken referandumu bir araç olarak kullanıp iflastan kurtulmak istedi, fakat kendi oyunu ile kendisi yıkıma gidiyor. Olay Barzani’yi çok aştı. Kürdistan’ın varlık yokluk sorununa büyüdü. Kürdistan, Kürt düşmanları tarafından kuşatılmaya çalışılırken Barzani’nin hiçbir kusur ve yanlışı kâle alınmadan, bu ortamda Kürtlerin birliğinin sağlanması için özellikle de Özgürlük Hareketi devreye girerek demokratik ulus kuramı ile çözücü bir rol oynamalı. Tabi ki Özgürlük Hareketi derken sadece PKK’yi kastetmiyorum. Rojava’yı, Rojava Devrim güçlerini de kast ediyorum.

Barzani tarafından zehirlenmiş olan Güney’in panzehiri demokratik ulus kuramıdır. Ne pahasına olursa olsun demokratik ulus kuramı Güney’e sokulmalıdır. Ortam küs olma, kin tutma ortamı değil. Ortam bütün Kürtlerin ve Kürt dostlarının üstüne düşen rolü oynama ortamıdır. Oynamalı, çünkü şu durumda Kürt ulusunu tehdit eden tehlike dış tehlike değil iç tehlikedir. Bu durumda Barzani, Talabani falan filan hesabının yapılmaması gerekir. Söz konusu olan artık Kürdistan ve Kürt ulusudur. Diğer her şey teferruat durumuna düşmüştür. Bütün Kürt güçlerinin: Gün bugün diyerek sahaya inmesi gerekiyor. Kimin gücü neye, ne kadara yetiyorsa o kadarını yaparak demokratik ulus kuramını Güney’e taşımalıdır. Rojava’da da somut olarak görüldüğü gibi kurtuluşun tek yolu budur.

Teslim Töre kimdir?

1939’da Malatya- Akçadağ ilçesinin Gölpınar köyünde doğdu. 1963’de Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) üye oldu. 1965’de Akçadağ İlçe Başkanlığına seçildi. Aynı sürede, Malatya da çıkartılan yerel gazete (Haşhaş) de baş muhabirlik yaptı. Yazmış olduğu yazılardan dolayı yargılandı. 1971’ de devlet sistemine karşı Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kuruluşuna katkı sağladı ve içinde yer aldı. THKO’nun 1971 Mayıs’ında Adıyaman bölgesinin Nurhak dağlarında ağır darbe alıp, dağılmasından sonra, yasa dışı yollarla Suriye’ye geçerek, Şam’daki Filistin Kurtuluş Örgütü ile (FKÖ) ilişkiye geçti. 1 Mayıs 1980’ de THKO/MB yapmış olduğu Kongre ile, Türkiye Komünist Emek Partisi’ni (TKEP) kurarak kendini fes etti. Türkiye’de yapılan TKEP’ inin bu kuruluş kongresinde, Teslim Töre, TKEP’ nin Genel Sekreterliğine seçildi. Birleşik Sosyalist Parti’nin (BSP) kuruluşunda, kurucu üye olarak yer aldı. BSP’ nin Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ile 1994’de ittifak yaparak oluşturmuş olduğu seçim platformunun milletvekili adayı olarak Gaziantep’ de seçime katıldı. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) nin kurucu üyesi oldu. 2003 tarihinde İsviçre’ye gelerek iltica talebinde bulundu. Töre, hâlâ İsviçre’de yaşam sürdürmektedir.

Okumadan Geçme

Hasan Özgüneş’in Kaleminden NAVÊ YARÊ

NAVÊ YARÊ Ji min dipirse; Delala çav belek, Por zera gulî xelek, Gerden zer a …

Bir Cevap Yazın