Son Haberler

CHP böyle gidemez

Bana göre CHP’nin ya bitme ya da kendini yenileme zamanı. Bilimsel olarak bunu bildiğim, fakat CHP’nin merkezinin belirleyici çoğunluğunun milliyetçi, sağcı, gerici, fakat ezici çoğunluğunun halk ve halktan yana insanlar olduğunu tahmin ettiğim için MHP misali dağılıp gitmesine seyirci kalmak istemediğimden yazma gereksinimi duydum. CHP içinde çoğunlukta olduklarını ve onlarca yıldır baskı altında tutulduklarını tahmin ettiğim halkçı kesimin yeniden yapılanma noktasında etkin olmasına belki katkı olur diye CHP ile ilgili sık yazmaya başladım.

Tabi ki; sadece CHP içindeki halkçılarla dayanışmak için değil, CHP’nin kendisini yeniden ve de sol bir cenahta yapılandırmasının Türkiye’nin geleceğini olumlu yönde etkileyeceği nedeni ile de CHP’nin içindeki halkçıların desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Gerek dünya, gerek bölge ve gererekse Türkiye konjonktürü, CHP’nin daha uzun süre: Hem şeytana hem tanrıya kulluk yapmayı daha fazla sürdürebileceği bir konjonktür değil. Ya kendini yenileyecek, yep yeni bir CHP olacak ya da ideolojik ortağı olan MHP gibi “altı ok” ve bir CHP tabelası ile baş başa kacaktır.

CHP’nin kendini yeniden sağda yapılandırma şansı hiç ama hiç yoktur. Kendini yeniden toparlama çabasına sağda girmesi, bitmeye koşması demektir. CHP’nin içini dışını somut olarak bilen birisi değilim. O nedenle iç yapısal özelliğini bilmiyorum. Ne kadarı sağcı, ne kadarı solcu, nasıl düşünüyorlar, ne yapmayı planlıyorlar, hangi kesim CHP’nin böyle gidemeyeceği konusunda endişeli, hangileri değil, bilmiyorum. Sadece CHP’nin onlarca yıldır İnönü’nün “ortanın solu” belirlemesinden beri: “hem şeytana, hem tanrıya kulluk yaptığı” cinsinden bir politika izlediği için içinin Çıfıt çarşısı gibi olduğunu tahmin ediyorum.

İnönü’nün “ortanın solu” belirlemesinden beri CHP esas olarak sağ, milliyetçi, şoven, gerici çizgisini merkeze aldı, denetlemek kaydı ile, denetleyebileceği kadar yorgun sol ve sosyalisti çepere alarak, fakat onlara: “CHP’yi değiştireceğiz” propagandasını yaptırarak, çeperinde de soldan gelecek yorgun yolculara sürekli açık alan bıraktı. Solunda bir “solcu” yorgunlar yatağı, sağında ise, Cumhurbaşkanı adayı yapabileceği, belediye başkanı seçtirebileceği seçme sağcı kadro niteliğindeki kişilerle bir denklem kurmaya çalıştı.

Bu bağlamda Alevilere de: Kendini Alevi önderleri, akil adamları görüp, milletvekilliği için müracaat edenleri geri iten, ama umudunu karartmadığı bir garibanlar köşesi ayırdı. İdeolojik olarak da ana eksen ideolojisi: Milliyetçi, şoven, gerici, ama İnönü’nün “ortanın solu”, merhum Ecevit’in “hakça düzen” diyerek toplumu yanıltıcı konularda içine girdiği çıkmazdan kurtulmak için “solcu” çıkışlar yaparak kurnazlık yöntemi ile; sağcı olana sağcı, “solcu” olana solcu olarak gözükerek onlarca yıldır idareyi maslahat yaparak vaziyeti idare etti. Kuşkusuz bu “hem tanrıya, hem şeytana kulluk yapmaya” denk düşen idareyi maslahatçılık sadece CHP’nin kurnazlık ve manevra kabiliyetlerine bağlı değildi. Dünya konjonktürü, bölge ve Türkiye sağının, tabanın tümüne yakınını denetleyecek bir lidere kavuşmamış olması CHP’nin hem sağa hem de sola ev sahipliği yapmasına olanak tanıdı.

Dünya konjonktürü bakımından egemen olan kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası, globalizm tarafından ortadan kaldırılarak, yerine “iç olgu” kapsamındaki liberalizm konunca: ABD, AB gibi bir çok emperyalist ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de liberal bir siyasi ortam yaratıldı. Başka bir söylemle liberal kapitalizm kendine denk liberal bir siyasi ortam, liberal insan tipi ve liberal bir sosyoloji yaratıyordu. Bu konjonktürde bir çok AB ülkelerinde ve ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de liberal bir siyasi ortamda CHP sağ şovenizmle, sol liberalizmi yan yana, bir arada tutabiliyordu. AB ve ABD’de global kapitalizm liberalizmi egemen kılma sürecini devam ettiremedi. Liberalizm tümü ile çökmüş olmasa bile kapitalizmin mutlak egemen bir öğesi olmaktan çıkmış durumda.

Kuşkusuz kapitalizm içi çelişkiler her geçen gün derinleşerek devam ediyor. Liberalizm; Trump, mevcut İngiltere yönetimi, AB’nin bir çok ülkesinde iktidar olan liberalizm karşıtı yönetimlere tümü ile teslim olmuş değil. Liberalizm direniyor, ama egemen bir konumda değil. Dünyada yaşanmakta olan kapitalizmin bu iç çelişkisinden kaynaklı çatışma daha karmaşa bir biçimde Türkiye’ye de yansıyor. Türkiye bazında Erdoğan MHP’yi de kendine katarak sağı büyük oranda toparladı. Tabir uygunsa sağda CHP’ye ekmek kalmadı. Kılıçdaroğlu, MHP’lilere kurt işareti yapsa da, Ekmeleddin’in önünde secdeye eğilse de, sağda parsa toplama şansı yoktur. Sağın derli toplu olanı Erdoğan’ın peşinde, olmayıp da dağınık olanları ise Meral Akşener olayında görüldüğü gibi umutsuz durumda değiller. Yeniden toparlanacak yeni merkezler yaratabiliyorlar.

Görüldüğü gibi dünyanın ekonomi-politiğinin yaratmış olduğu konjonktür, söz konusu konjonktürün Türkiye’ye yansıması ve de Türkiye sağının yaşamakta olduğu durum, CHP’nin eski hali ile devam etmesini olanaklı kılmıyor. Ama dünya konjonktürü, nesnel ve öznel ortam ve Türkiye’nin toplumsal ilerleme süreci CHP’ye kendini yenilemesini dayatmış durumda. Tabi ki CHP’yi kendini yenilemeye zorlayan sorunlar bu kadar da değil. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu bir parti. Artık CHP’nin kurmuş olduğu cumhuriyet yoktur. Erdoğan CHP’nin kurmuş olduğu cumhuriyeti yıktı, yerine kendi “Türk tipi başkanlık” sistemini kuruyor. Tarihsel ve toplumsal olarak CHP’nin kurmuş olduğu cumhuriyetin son bulması eşyanın tabiatı gereği onun kurucusu olan CHP’nin eski haliyle devam etmesini de olanaksız kılar.

Tarih tekerrür etmiyor, fakat benzeri olaylar yaşanmaya devam ediyor. CHP’nin kurduğu Cumhuriyet sona erdi, fakat Erdoğan’ın kurmakta olduğu “Türk tipi başkanlık” sisteminin kuruluş biçimi değişmedi. Nasıl ki; T. Cumhuriyeti’ni tek adam, M. Kemal Atatürk kurdu ise, “Türk tipi başkanlık” sistemini de tek adam Erdoğan kuruyor. Yöntem değişmedi, daha doğrusu Erdoğan kendi “Türk tipi başkanlık” sistemini kurarken yeni bir yöntem geliştirmedi. M. Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurarken uygulamış olduğu yöntemin aynısını uyguladı. Ya da uyguluyor. Nasıl ki M. Kemal: Bir Türk dünyaya bedeldir, Türk’üm doğruyum çalışkanım, ne mutlu Türk’üm diyene gibi övgülü sloganlarla, olamayan bir ulusu yaratıp, kendisini de kendi elleri ile yaratmış olduğu ulusun “ATA”sı ilan etiyse, Erdoğan da bunu yapmanın bir yolunu arıyor. Tek adam oldu, onu başardı. M. Kemal’in yaratıp, kendisinin “ATA”sı olduğunu ilan ettiği ulustan Erdoğan bazılarını vatandaş olmaktan çıkartıp “g*t kılı” yapmayı da başardı, fakat henüz kendini “ata” ya da peygamber ilan etmeyi başaramadı. Ama gidişat ona doğru ilerliyor. Esasında: “Ata’m izindeyiz” sloganını Erdoğan hayata uyarlıyor.

Bütün bu yıkımlardan sonra CHP, Erdoğan’ın yıkmış olduğu eski cumhuriyeti yeniden inşa etme projesi ile devam ederse sadece iktidar yerine ancak boynunun kökünü görür. Bir de artık utanıp sıkılıp, bu milleti kendisi olmaya teşvik etmek gerekir. M. Kemal kendisini “ATA”sı ilan etti, Erdoğan başka bir şeyi ilan etmeye çalışıyor. Türk ulusu bu kara bahtından kurtulmalı. “Tek atalı” ulus var mı yeryüzünde? Ulusun tek atası olur mu? Bir ulusun yaşı M. Kemal’in yaşı kadar olur mu? Ulus binlerce yılın tarihi sürecinde oluşur. Bir ulusun kültürü bir “ATA”nın değil, binlerce, on binlerce, milyonlarca “ATA”nın yaratmış olduğu çeşitli kültürlerin birleşmesi ile inkişaf eder. CHP, Erdoğan’ın tek adamlığını eleştiriyor, fakat geriye dönüp, bu tarihi mirasın nereden geldiğine bakmıyor. Erdoğan’ın tek partili bir ortam yaratmaya çalıştığını eleştiriyor, fakat tek partili sistemin mimarının kendisi olduğunu söz konusu etmiyor. Geçmişi ile yüzleşmiyor, geçmişin eleştirisini, öz eleştirisini yapmıyor.

Tamam, geçmişle bugünün koşulları aynı değil. Zaman ve zemin bazında geçmişle bugün eş olarak görülemez, ama bunun da açıklamasının yapılması gerekir. Hiçbir kişi, parti ya da örgüt şu ya da bu şekilde geçmişi ile yüzleşmeden, geçmişin eleştiri, öz eleştirisini yapmadan kendini yeni baştan üretemez, yeni bir ruh ve heyecanla yola devam edemez. Türk ulusunu M. Kemal’in “ATA”sı olduğu bir ulus olmaktan çıkartmadan, Erdoğan’ın Türk ulusunu ulus olmaktan, ulusun üyelerini vatandaş olmaktan çıkartıp ümmeti ya da müridi yapması önlenemez. CHP, Türk ulusuna: “Hayır, M. Kemal senin “ATAN” değildi, M. Kemal yokken de ulus olarak vardın” demeden, Erdoğan’ın Türk ulusuna: Sen ulus ve vatandaş değil ümmetsin, ben de senin nebinim demesini önleyemez. Önleyemez çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi Erdoğan’ın bugün yaratmak istediğinden fazlaca farklı bir tarih değil. T. Cumhuriyeti’nin tarihi de karanlık, bugün gitmekte olduğu yön de karanlık bir yön.

Erdoğan T. Cumhuriyeti’nin tarihini günümüze denk bir şekilde adeta tekrarlıyor. Türkiye’nin kötüye gidişi ile birlikte Erdoğan da bitecek. Türkiye yeniden yapılanacaktır. Türk ulusu ulusal rüştünü ispat edecek, ne kimsenin onun ”ATA”sı ne de onun kimsenin “g*tünün kılı” olmadığını göstererek kendisini yeniden üretecektir. CHP de geçmişi ile yüzleşerek ya kendini yeniden yapılandıracak, ya da MHP’nin akıbetine uğrayacaktır. CHP’nin böyle gitmeyeceği kesin.

Teslim TÖRE
4 Eylül 2017

Okumadan Geçme

Hasan Özgüneş’in Kaleminden NAVÊ YARÊ

NAVÊ YARÊ Ji min dipirse; Delala çav belek, Por zera gulî xelek, Gerden zer a …

Bir Cevap Yazın