Son Haberler

Güney’e bağımsızlık, Kuzey’e sömürge mi?

2003 yılında Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin, ABD tarafından devrildiğinde de facto özerk bir bölge olan Güney Kürdistan’da resmi olarak artık federasyondu. Bu durum ülkesi dört ayrı devlet tarafından işgal edilen Kürtlerin uluslararası düzeyde elde ettiği ilk statü idi ve çok önemliydi.

Dünyanın her yerinde Kürtler buna çok büyük önem atfetti ve gururlandı. Biz de gururlandık ve 2003’ün yaz ayında bir gurup arkadaşla yola koyulduk Kürdistan’ın kavurucu yaz sıcağında Kürdistan’ı görme heyecanıyla yola koyulduk. “Özgür Kürdistan’ı” yerinde görecektik.
Habur sınır kapısına vardığımızda sınır kontrolü yapan asker ve polisler içimizdeki heyecanı hissetmiş olacak ki, işlemlerimiz bitene kadar bütün sülalemize aklınıza gelebilen bütün küfürleri her fırsatta ettiler.

Neyse ki yolun sonu Kürdistan olduğu için hiç de demoralize olmadık. İşlemlerimizi bitirip yola koyulduk. Habur ve İbrahim Halil sınır kapıları arasında köprünün üzerine geldiğimizde bir subay ve iki asker arabamızı durdurup en son küfürleri de ettikten sonra yola devam ettik. Türk işgalini fiili ve resmi olarak arkamızda bıraktıktan sonra köprünün öte tarafına vardık.

İlginçtir o bunaltıcı sıcak Kürdistan ikliminde köprünün öte tarafında serin bir rüzgar zihnimizdeki “Özgür Kürdistan” fikri ile bütünleşip yüzümüze çarpıyordu.
Heyecanımız kat be kat artmıştı.
Durumumuza Kürdistani bir kutsiyet atfettik. Ve az ilerde Kürtçe konuşan Peşmergeleri görür görmez bazı arkadaşlar ala rengin asılı direklere tırmandı. Bazıları Peşmergelere sarıldı, bazıları da secdeye durdu. Fakat içerilere doğru indiğimizde, işin aslında göründüğü gibi olmadığını yavaş yavaş ve büyük bir hayal kırıklığıyla kavramaya başladık. Evet Kürdistan resmi olarak özerkti fakat özgür değildi maalesef. ABD eliyle düşman kardeşler KDP ve YNK barıştırılmış, ismi olup fonksiyonu olmayan bir Parlamento kurulmuş başkanlığına da Mesud Barzani getirilmişti.

İkili bir bürokrasi iki başlı bir Peşmerge ordusu, hesap vermeyen bir yolsuzluk rejimi kurulmuş, halkın verilen istihbarat bilgisi karşılığında maaşa bağlandığı bir sosyal yapı oluşturulmuştu. Bir orta çağ derebeyliği bir aşiret oligarşisi kurulmuştu adeta. Kurtarılmış bölgelerde birbirlerine karşı nöbet tutan YNK ve KDP Peşmergeleri, üretemeyen bir ekonomi, gümrük, ticaret ve petrol gelirleri kayıt altına alınmayan sadece parti, polit bürolarına pay edildiği bir talan ve zulüm rejimi kurulmuştu. Geçmişi Kürtler arası savaş, çelişki ve ihanet ile dolu olan Güney Kürtlerinin resmi özerk Kürdistan’ının hiçbir Kürdün Kurdewarî hislerine cevap olmamıştı.

Bütün bir Barzani bölgesi Kuzey Kürdistan’ı işgal altında tutan Türk devletine adeta askeri ve ekonomik açıdan peşkeş çekilmişti. 18 tane askeri üs ve onlarca ticaret şirketi adı altında da Türk ajanlarının Ankara’dan daha rahat çalıştığı bir merkez olmuştu. Güney Kürdistan’ın başkenti Hewler.  Evet özlemini çektiğimiz Özgür Kürdistan bu haldeydi maalesef.  Sırf bu statü için Türklere iyi görünme adına Güney Kürdistan en büyük partisi Barzani KDP’si Kuzey Kürdistan partisi olan PKK’yi içeriden çökertme için Osman-Botan ihanetinin ana sponsoru olma görevi bile üstlenmişti.

Tüm Avrupa’da “PKK terör örgütüdür” diplomasisi yapan KDP-YNK için “cehşê heftê û hefta” (1977 ihanetçileri) söylemini dillendirip ve İran ajanlığı ile suçlamayı adeta temel siyaset haline getirmişti. En son Rojava Devrimini boğup, Hendek kazdığında, Salih Müslim’ü Hewlere sokmadığında, ulusal kongre masasını devirdiğinde de, bu statünün arkasına sığınıp nimetlerinden faydalanmayı da bize Kürdistanilik diye yutturuyordu.

Kendisi dışında Kürdistanî hiç kimse yoktu anlayışıyla hem Güney’in geleceğini harcadı, hem de Rojava, Bakur ve Rojhelatın istikbalini kendi parti kaygı ve ihtiraslarının kurbanı ediyordu. Yüzyıl sonra dünyanın Kürtlere sunmuş olduğu müthiş konjonktürel avantajlar, Barzani KDP’si eliyle Kürtlerin aleyhine dönmüş, Rojava ve Bakur’da mücadele sekteye (ihanete) uğramıştır. Karşı olduğumuz şey Kürdistan’ın devletleşmesi ve bağımsızlaşması meselesi değil;
Bu vizyonsuz, beceriksiz, sığ ve lokal zihniyetlerin, Kürdistan adına şahıs ve aşiret ikballerine bütün bir Kürdistan’ı feda etmesi meselesidir. Bakur’u, Rojhelat’ı ve Rojava’yı buna kurban etmesi meselesidir. 19. Yüzyılın başlarında muktedirler Ermenilere büyük Ermenistan hayali satıp bütün bir Kilikya ve batı Ermenistan’ı kaybettirip, milyonlarca Ermeni’yi soykırıma tabi tuttuktan sonra küçücük bir Ermenistan devleti ile meseleyi kapattılar. Şimdi aynı tehlike Kürtler için de geçerli ve Kürtler bunun ne kadar farkında?

Bir parçanın özgürlüğü için diğer parçaları feda mı edeceğiz?

Kırk milyon kürdün hayalini kurduğu bağımsızlığı Bakur Kürdistan’ını yöneten vizyonsuz aşiret derebeylerinin ikbal ihtiraslarına kurban mı edeceğiz?

Peki bütün bunlar yaşanıyor diye Kürdistanın bir parçasının kendi kaderini tayin noktasında devletleşmesine karşı mı çıkacağız?

Hayır karşı çıkmayacağız elbette.

Fakat ne olursa olsun destekleme noktasında da olmayacağız. İtirazlarımızı edeceğiz, önerilerimizi sunacağız. Kürdistan Mir’lik sisteminin son isyanı olan Botan isyanı öncesinde Cizre Miri Bedirxan Bey, Hakkari Miri Nurullah Bey ve Müküs Miri Han Mahmut arasında “Kutsal İttifak” (Peymana Pîroz) adıyla bir ittifak metni imzalanıyor, bu ittifak lokal durumu aşmış hemen hemen tüm Kürdistan arazisinin kapsayan Pankurdist bir ittifak haline getiriyordu.

Başarılı olsaydı bütün Kürdistan özgürleşecekti.

Tarih bize bugün yaşanan olaylar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini yaşanmış büyük trajediler üzerinden açık bir şekilde gösteriyor. Ulusal çerçevesi belirlenmemiş, dört parça Kürdistan’ın dahil olmadığı, tüm Kürt partilerinin yer aldığı bir ulusal kongre ile kararlaşmayan hiçbir lokal bölge statü arayışı (devletleşme dahil) Kürtler için kurtuluş yolu olamaz. Bakur(Kuzey), Rojava ve Rojhelat ile ortaklaşmayan bir Bakur Devleti tüm Kürtlerin devleti olamaz.

Memed Oğuz
01.09.2017

Okumadan Geçme

Kerkük ve Hanekin’de halk sokaklarda

Haşdi Şabi ile Irak ordusunun uygulamalarına tepki gösteren Kerküklü Kürtler ile Hanekin ilçesinin sakinleri sokaklara …

Bir Cevap Yazın